ARKHE Dergisi

Eskişehir merkezli Arkeoloji Kültür Sanat dergisi “ARKHE” bu yaz başında tanışıp sevdiğimiz bir dergi oldu. Konu Arkeoloji olunca pek tabii bizim evde ilgi ve merakla okundu. Eşimle ilk başta kısa yazılar içeren bir dergi zannetmiştik. Beraber şöyle bir sayfalarını karıştırınca da kaynak niteliğindeki makalelerin epey doyurucu olduğu konusunda hemfikir olduk. Arkhe, mesleğine tutkuyla bağlı arkeolog ve sanat tarihçilerinden oluşturduğu ekibiyle ilk sayısını Ocak 2017’de çıkarmış. Bizde, Anadolu’da Heykel temalı 4. sayı ve Bin Yıllık İhtişamın İzleri Bizans (Doğu Roma) temalı 5. sayısı var. Çoğu yazıda merak ettiğim şeylere değinilmesi sebebiyle okurken çok keyif aldım. Benim ilgiyle okuduğum başlıklar şu şekilde:

4. sayı (Anadolu’da Heykel):
-Anadolu Heykeltraşlığı Üzerine
-Asia Metropolisi: Ephesos Heykelleri
-Laodikeia Yontuculuğu
-Phrygia Hierapolisi Heykeltraşlığı

5. sayı (Bin Yıllık İhtişamın İzleri Bizans):
-Bizans Nedir?
-Bizans Döneminde Duvar Resmi ve Mozaik
-Kapadokia Bölgesinde Bizans Sanatı ve Duvar Resmi
-Bizans Dönemi Seramik ve Camları
-Bizans Dönemi’nde Sikke

 

 

Reklamlar

Ne Güzel Bir Haber!

Haziran ayının beni en çok heyecanlandıran haberi işte buydu! Tam şurada ilk kez kitabın haberini aldığımda deli gibi sevinmiştim. Neyse ki çokçokçok beklemeden türkçeye çevrildi de kitaba kavuştum! Çok mutluyum :)

Bu arada küçük bir not olarak eklemezsem olmaz… Cressida Cowell’ın müthiş serisi “Ederhanı Nasıl Eğitirsin” türkçede yarım kalmıştı. İşte o serinin devamı da Epsilon yayınlarından gelecekmiş-oley!-. Yakın zamanda seriyi tamamlasalarda hepsini okuyup rahatlasam…

Küçük Koşucular

David Almond’dan okuduğum 3. kitap olan “Küçük Koşucular” koca koca ‘iyi ki’lerle sayfalarını çevirdiğim şahane bir kitaptı. Ben çok severek okudum. Ve okurken de epeyce duygulandım! Çok çok çok dokunaklı bir öykü. Bu denli yoğunluğuyla beni etkileyen bir kitapla karşılaşacağımı sanmıyordum. İyi ki okuma fırsatım oldu. Mutluyum :) Kitabın konusunun yanında resimlemeleri ayrı bir güzellikte zaten! tam da konuya uygun olarak o eski zaman hissini harikulede bir biçimde yansıtışına hayran oldum. Ayrıca gri tonlarındaki çizimlerde eski zamana ait anıların olanca renkleriyle canlanması da bence müthiş bir ayrıntıydı ;) Kitabın baskısı ise gayet güzel, ince kapağıyla çok zarif duruyor.

11 yaşındaki Liam, bir cumartesi günü gençlik koşusu kayıt belgesinin eline ulaşmasının heyecanıyla en yakın arkadaşıyla buluşacağı bir antrenman planlar.Ama annesinin ısrarı sonucu, artık bakımevine yerleşmek üzere evinde son gününü geçirecek olan yaşlı komşusu Harry’e gitmek zorunda kalır. Annesi Harry’nin son kalan eşyalarını toparlarken ortaya çıkan eski bir fotoğraf Harry’nin anılarının gün yüzüne çıkmasını sağlar. Ve tıpkı Liam kadarken koştuğu o inanılmaz koşuyu anlatmaya başlar. Harry ve 3 arkadaşının epey uzun bir mesafeyi sıcak güneşin altında koştukları o eski güzel günü hatırlamasıyla anılarına Liam’ı ve annesini ortak eder…

“Biliyor musunuz,” diye mırıldanıyor, uykuya dalmadan önce, “en büyük başarım mutlu olmak, hep mutlu oldum ben.”

  • Küçük Koşucular
    Özgün Adı: Harry Miller’s Run
    Yazan: David Almond
    Resimleyen: Salvatore Rubbino
    Çevirmen: Mine Kazmaoğlu
    Sayfa Sayısı: 98
    Yayınevi: Günışığı Kitaplığı

Koşun çocuklar, hayallerinize koşun!
Tüm dünyanın okuduğu İngiliz yazar David Almond’dan, okuma serüveninin başındaki çocuklar için unutulmayacak bir öykü! Hayat koşusuna yeni çıkmış bir çocukla, koşunun sonuna yaklaşmış bir ihtiyarı aynı mahallede buluşturan yazar, başarının ipi göğüslemekten çok, mutlu anılar biriktirmekten geçtiğini hatırlatıyor. Kuşak farkını ortak hayallerle ortadan kaldıran öykü, çocuklara cesaret aşılıyor. Her yaştan okurda iz bırakacak güçteki kitap, ödüllü illüstratör Salvatore Rubbino’nun özgün desenleriyle renkleniyor.

Liam, yakın arkadaşıyla birlikte, geleneksel Büyük Kuzey Gençler Koşusu’na hazırlanmaktadır. Rıhtım boyunca nasıl fırtına gibi koşacağını düşünüp, bitiş çizgisini nasıl göğüsleyeceğini hayal etmektedir. O gün, antrenman yapmak yerine, annesinin zoruyla yaşlı komşularını ziyarete gider. Komşuda gördüğü eski fotoğraflar ve dinledikleri, Liam’ın koşusuna yepyeni bir anlam kazandıracaktır…

 

1951’de İngiltere’de doğan Almond, yetişkinler için yazdığı kitapların ardından, Garajdaki Giz (Skellig, 1998) adlı çocuk romanıyla ödüller aldı. Sinemaya ve operaya uyarlanan bu kitabını, yine üst üste ödül kazanan ve çocuk edebiyatı sınırlarını aşan bir başyapıt olarak ünlenen Dünya Büyülü Bir Yer (Kit’s Wilderness, 1999) izledi. Hemen her kitabında İngiltere kırsalını konu alan Almond’ın Alevler Arasında (The Fire-Eaters, 2003) adlı romanı da, savaş karşıtı söylemiyle dikkati çekti, ödüller aldı. My Dad’s a Birdman (Babam Bir Kuşadam, 2008), Slog’s Dad (Slog’un Babası, 2010) ve Ay’a Tırmanan Çocuk (The Boy Who Climbed into the Moon, 2010) ile resimli çocuk kitaplarına yönelen Almond’ın Türkçe’ye çevrilen son çocuk romanı Piranalarla Yüzen Çocuk (2013). 2010’da, dünya çocuk edebiyatının en önemli ödülü Hans Christian Andersen Ödülü’nü kazanan yazarın son kitaplarından biri otobiyografik izler taşıyan Half a Creature from the Sea (Denizden Gelen Kız, 2014) adlı öykü kitabı; öbürü, A Song for Ella (Ella İçin Bir Şarkı, 2014) adlı romanı. Almond, çocukluğunun geçtiği kasabanın yakınındaki Newcastle-upon-Tyne’da yaşıyor.

1951’de İngiltere’de doğan Almond, 1998’de Garajdaki Giz (2004) adlı çocuk romanıyla ödüller aldı. Sinema, tiyatro ve operaya uyarlanan bu kitabını, 1999’da yine üst üste ödül kazanan Dünya Büyülü Bir Yer (2001), 2003’te savaş karşıtı söylemiyle dikkati çeken ve ödüller kazanan Alevler Arasında (2011) izledi. 2008’de My Dad’s a Birdman (Babam Bir Kuşadam) ile, 2010’da Slog’s Dad (Slog’un Babası) ve Ay’a Tırmanan Çocuk (2011) ile resimli çocuk kitaplarına yönelen Almond, aynı yıl, dünya çocuk edebiyatının en önemli ödülü olan Hans Christian Andersen Ödülü’nü kazandı. 2012’de Piranalarla Yüzen Çocuk (2015) adlı çocuk romanının ardından, Half a Creature from the Sea (Denizden Gelen Kız, 2014) adlı kitabındaki bir öyküsü, 2015’te Küçük Koşucular(2018) adıyla desenli bir kitaba dönüştü. Almond, İngiltere’de çocukluğunun geçtiği kasabanın yakınındaki Newcastle-upon-Tyne’da ailesiyle birlikte yaşıyor.

Londra’da büyüyen Rubbino, Kraliyet Sanat Koleji’nde (Royal College of Art) illüstrasyon dalında eğitim aldı. İlk çocuk kitabı A Walk in New York (New York’ta Bir Yürüyüş, 2009), Victoria ve Albert Müzesi İllüstrasyon Ödülleri’ne aday gösterilen bir dizi resmin ardından ortaya çıktı. İkinci kitabı A Walk in London (Londra’da Bir Yürüyüş, 2011) 2012’de Okul Kütüphaneleri Birliği’nin ödülünü aldı. Just Ducks (Yalnızca Ördekler, 2012) da 2013 Kate Greenaway Ödülü’ne aday gösterildi. Rubbino ailesiyle birlikte Londra’da yaşıyor.

Picasso : Resmin Paris Serüveni

İşte çok sevdiğim bir kitap daha. Picasso : Resmin Paris Serüveni. Picasso’nun hayatındaki önemli kadınlardan biri olan -la belle Fernande- Fernande Olivier’in  anılarıyla açılan kitap sanatçının Montmartre’deki ilk yıllarından başlayarak sanat, arkadaşlık ve aşk çerçevesinde hayatına mercek tutarken sanat dünyasında kendi yerini buluşunu anlatıyor.  Sanatsal ilerlemelerinin yanı sıra ruhsal fırtınaları o kadar güzel anlatılmış ki. Bir yandan Deha-Picasso izlerken bu kitabı okumam epey isabetli oldu.İlk başta kitabın -pek tabii- çizimlerine bayıldım, her seferinde uzun uzun incelemek için duraksadığım sayfalar oldu ve bu durum da epey hacimli olan bu kitabı uzun bir sürede doya doya okumamı sağladı. Ortamlar, ilişkiler ve duygular hepsi çok çarpıcı ve ilgi çekiciydi.  Alfa yayınları dört bölümden oluşan bu kitabı ciltli olarak basmış ve çok da iyi olmuş. Baskı kalitesi baya hoşuma gitti. Çizgi roman rafımda da çok da güzel durdu ya benden mutlusu yok ;)

Bir çizgi roman. hem de bir ressam hakkında bir çizgi roman. hem de bir ressam hakkında dolu dolu bir çizgi roman. kulağa ne kadar da güzel geliyor ama!

  • Picasso : Resmin Paris Serüveni
    Özgün Adı: Pablo
    Yazan: Julie Birmant
    Resimleyen: Clement Oubrerie
    Çevirmen: Elif Çepikkurt
    Sayfa Sayısı: 348
    Yayınevi: Alfa Yayıncılık

Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)
Katalonya’dan gelen genç Pablo, Montmartre’da yaşadıklarının verdiği esinle değişir. Artık göz çukurları eşitsiz, tüyler ürpertici ve zamansız masklar çizmektedir… Öte yandan Matisse neşe ve ahenk peşinde koşmaktadır. Çekişmeleri hep sürecek bu iki ressamın arasındaki rekabet ise tam burada, Leo ve Gertrude Stein’in salonunda başlamıştır.

Montmartre 1905: Pablo’nun grubu modern sanatı üretiyor. Henüz sevilmeseler de bu uzun sürmeyecek. Afyon ve büyüyle ittifak kurup savaşa giriyorlar. Tam bir curcuna! Üç kâğıtçı resim alıcıları, soytarı matadorlar, sandaletli Amerikalılar…

1900 Evrensel Sergisi Paris’i aydınlatırken, daha henüz yirmisinde bile olmayan genç ressamın kurduğu hayaller çok geçmeden yıkılacak… Yaşadığı sefalet kapkara olabilirdi, ancak mutlağa tutkun bir şair –Max Jacob– ve Çamaşırhane Gemisinde ressamlara modellik yapan bir kadın –Fernande Olivier– sayesinde maviye dönüşüyor.

Avignonlu kızlar: Cam kırığı gibi keskin bezlerin üzerinde, iki metre boyunda hem baştan çıkarıcı hem hilkat garibesi beş fahişe. Bu tablo herkesi dehşete düşürdü, üç kişi hariç: Kübizmin öncüleri ve Picasso’nun yeni ekibi olan Braque, Derain ve Kahnweiler. Üst düzey boks, aşırı doz uyuşturucu, kendi eserlerini yakma… Picasso artık çevresinde saygı kadar endişe de uyandırıyordu. Bir efsane doğmuştu.