Picasso : Resmin Paris Serüveni

İşte çok sevdiğim bir kitap daha. Picasso : Resmin Paris Serüveni. Picasso’nun hayatındaki önemli kadınlardan biri olan -la belle Fernande- Fernande Olivier’in  anılarıyla açılan kitap sanatçının Montmartre’deki ilk yıllarından başlayarak sanat, arkadaşlık ve aşk çerçevesinde hayatına mercek tutarken sanat dünyasında kendi yerini buluşunu anlatıyor.  Sanatsal ilerlemelerinin yanı sıra ruhsal fırtınaları o kadar güzel anlatılmış ki. Bir yandan Deha-Picasso izlerken bu kitabı okumam epey isabetli oldu.İlk başta kitabın -pek tabii- çizimlerine bayıldım, her seferinde uzun uzun incelemek için duraksadığım sayfalar oldu ve bu durum da epey hacimli olan bu kitabı uzun bir sürede doya doya okumamı sağladı. Ortamlar, ilişkiler ve duygular hepsi çok çarpıcı ve ilgi çekiciydi.  Alfa yayınları dört bölümden oluşan bu kitabı ciltli olarak basmış ve çok da iyi olmuş. Baskı kalitesi baya hoşuma gitti. Çizgi roman rafımda da çok da güzel durdu ya benden mutlusu yok ;)

Bir çizgi roman. hem de bir ressam hakkında bir çizgi roman. hem de bir ressam hakkında dolu dolu bir çizgi roman. kulağa ne kadar da güzel geliyor ama!

  • Picasso : Resmin Paris Serüveni
    Özgün Adı: Pablo
    Yazan: Julie Birmant
    Resimleyen: Clement Oubrerie
    Çevirmen: Elif Çepikkurt
    Sayfa Sayısı: 348
    Yayınevi: Alfa Yayıncılık

Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)
Katalonya’dan gelen genç Pablo, Montmartre’da yaşadıklarının verdiği esinle değişir. Artık göz çukurları eşitsiz, tüyler ürpertici ve zamansız masklar çizmektedir… Öte yandan Matisse neşe ve ahenk peşinde koşmaktadır. Çekişmeleri hep sürecek bu iki ressamın arasındaki rekabet ise tam burada, Leo ve Gertrude Stein’in salonunda başlamıştır.

Montmartre 1905: Pablo’nun grubu modern sanatı üretiyor. Henüz sevilmeseler de bu uzun sürmeyecek. Afyon ve büyüyle ittifak kurup savaşa giriyorlar. Tam bir curcuna! Üç kâğıtçı resim alıcıları, soytarı matadorlar, sandaletli Amerikalılar…

1900 Evrensel Sergisi Paris’i aydınlatırken, daha henüz yirmisinde bile olmayan genç ressamın kurduğu hayaller çok geçmeden yıkılacak… Yaşadığı sefalet kapkara olabilirdi, ancak mutlağa tutkun bir şair –Max Jacob– ve Çamaşırhane Gemisinde ressamlara modellik yapan bir kadın –Fernande Olivier– sayesinde maviye dönüşüyor.

Avignonlu kızlar: Cam kırığı gibi keskin bezlerin üzerinde, iki metre boyunda hem baştan çıkarıcı hem hilkat garibesi beş fahişe. Bu tablo herkesi dehşete düşürdü, üç kişi hariç: Kübizmin öncüleri ve Picasso’nun yeni ekibi olan Braque, Derain ve Kahnweiler. Üst düzey boks, aşırı doz uyuşturucu, kendi eserlerini yakma… Picasso artık çevresinde saygı kadar endişe de uyandırıyordu. Bir efsane doğmuştu.

Reklamlar

Peder Brown’ın Masumiyeti

“Peder Brown’ın Masumiyeti” okuduğum ilk G.K. Chesterton kitabıydı. Bu güzel kitap sayesinde hem G.K. Chesterton gibi iyi bir yazar hem de Peder Brown gibi iyi bir muamma çözücü ile tanışmış oldum.

Peder Brown, yanından ayırmadığı siyah şemsiyesiyle siyahlara bürünmüş, ufak tefek, çok göze batmayan biri. Hal böyleyken kimsenin de ondan bir beklentisi yok ama o her seferinde etrafındakileri şaşırtmayı başarıyor.
Sizin anlayacağınız -bu tabire çok gülüyorum- Norfolk çöreğine benzetilen yuvarlak suratıyla gayet normal bir taşra rahibi imajı çizen bir akıl küpü kendisi. küçük ve kendine has hareketleriyle sevdiriyor kendini… Okurken bir anda gülümseyiveriyorsunuz. (peder olmanın verdiği bir avantajla) günah çıkarma tecrübelerinin de katkısıyla karşılaştığı sorunların üstesinden gelmeyi bilir. Hem tamamlayıcı hem de güçlü bir sağduyuyla olan biteni çabucak kavrar ve olayı şıp diye çözüverir. Herkes ne olduğunu anlayamazken Peder’in olayı insanlara açıklama şekli ise hikayelerin gerçekten en güzel kısmıdır. Bir de yanında ona eşlik eden Flambeu’yu unutmamak gerek…

Kitapta 12 tane Peder Brown macerası bulunuyor. Hepsi de pek keyifi ve kolay okunan cinsten. Ben, Mavi Taşlı Haç, Israel Gow’un Namusu ve Görünmez Adam hikayelerini çok sevdim. Özellikle Israel Gow’un Namusu‘nda anlatım tarzı ve ortam çok hoşuma gitti ;)
Chesterton’ın bir diğer kitabı “Peder Brown’ın Bilgeliğinden” adıyla yine Alfa Yayınlarından Zarife Biliz’in güzel çevirisiyle çıkmış. Diğer üç kitabı (…Şüpheciliği, …Sırrı, …Skandalı) da ardından gelecektir diye düşünüyorum.
Ve onları da okumayı sabırsızlıkla bekliyorum.

Bu arada unutmadan ekleyeyim. Peder Brown’ın bir de -izlenebirliği yüksek- uyarlama dizisi var. BBC’de bir kaç kez denk gelmiştim.

Kitaptaki hikayeler ise sırasıyla şöyle:
Mavi Taşlı Haç✦
Gizli Bahçe
Tuhaf Ayak Sesleri✦
Uçan Yıldızlar✦
Görünmez Adam✦
Israel Gow’un Namusu✦
Yanlış Şekil✦
Prens Saradine’in Günahları
Tanrının Çekici✦
Apollon’un Gözü
Kırık Kılıcın Alameti
Üç Ölüm Aleti✦

“Suçlu, yaratıcı bir sanatçıdır; dedektif ise sadece bir eleştirmen.”

Peder Brown, insanları dinleyerek gizemleri çözen bir rahip dedektiftir. Uluslararası cinayetlerden basit kabahatlere dek her olayı çözüme ulaştırıp kayıp ruhları kurtaran Peder Brown, yıllar geçtikçe polisiye romanın en maharetli karakterlerinden biri olacaktır. Olayları çözerken sezgileriyle birlikte bilgeliğini de kullanan Peder Brown, Chesterton’ın dünya görüşünü, felsefi ve teolojik bakışını da yansıtıyor. Kentin yoksulluğunu, kontrolsüz büyümeyi ve tahribatı Chesterton’ın kurduğu tedirgin edici polisiye öykülerin gözünden okuyoruz bu kez.
Agatha Christie’nin “en sevdiğim hafiyelerden biri” diye tanımladığı, Borges’in okurken mutlu saatler geçirdiğini söylediği, Gramsci’nin Sherlock Holmes’den üstün tuttuğu Peder Brown’ın dünyasına hoş geldiniz.

  • Peder Brown’ın Masumiyeti
    Özgün Adı: The Innocence of Father Brown
    Yazan: G.K. Chesterton (Gilbert Keith Chesterton )
    Çevirmen: Zarife Biliz
    Sayfa Sayısı: 305
    Yayınevi: Alfa Kitap

Dedektif Aristoteles

Değerli bir edebiyat profesörü olan Margaret Doody’nin kaleme aldığı Dedektif Aristoteles serisinin ilk kitabı 1978 yılında okurlarla buluşmuş. Şimdi ise seriyi hızlı bir şekilde arka arkaya basan Alfa Yayınları sayesinde bizim de kitap raflarımızı şenlendiriyor. Kitabın kapak tasarımı epey ilginç değil mi! Ben bizdeki halinin yanı sıra özgün kapak tasarımını da çok beğendim. Onu da şuracığa eklemezsem olmaz :)

Pek tabii iyi polisiyeye bayılırım ama son dönemlerde tarihi polisiyenin ayrı bir hoşuma gittiğini farkettim bu da eski klasik tarz polisiye hayranlığı mdan ileri geliyor sanırım.Bu türün nitelikli örneklerine pek de sık rastlayamıyorken bulduk mu sıkı sıkı sarılmak lazım. Ve eğer bu tip kitap önerileriniz varsa çok sevinirim ;)

Milattan önce 332’de şehrin önemli isimlerinden hem de baya baya önemli bir konumdaki bir Atinalı öldürülür. Hem de Atina’da pek görülmemiş bir yöntemle. Bu cinayeti işlemekle suçlanan kişi ise cinayetin üstüne tesadüfen olay yerine giden Stephanos’un uzun bir süre önce yine birini öldürdüğü gerekçesiyle sürgüne gönderilen kuzeni Philemon’dur.

Stephanos’un büyük ve uzun çilelere yol açacak o korkunç olay diye nitelendirdiği cinayeti aydınlatıp kuzenini -ve dolayısıyla ailesinin adını- kurtarmak için danışıp akıl alabileceği tek kişi eskiden hocası olan Aristoteles’tir.

Stephanos kendini haklı olarak tecrübesiz ve -bir somun ekmekle ilgili- basit bir davada bile zorlanacak biri olarak görse bile kuzeninin adını temize çıkarmak için epey ter döker.
Bir yandan maddi sorunlarla boğuşurken diğer yandan ailesinin üstüne karabulut gibi çöken bu işi kıvrak zekalı ustası Aristoteles ile beraber kısıtlı bir zaman diliminde halletmesi gerekmektedir.

MÖ 332, Atina – şehrin hâkimi Makedonyalı İskender Doğunun kontrolü için Pers kralıyla savaşıyor.
Hırslar ve hayalkırıklıklarının kol gezdiği bu sıralarda önde gelen bir yurttaş öldürülür.
İstemeden birisinin ölümüne yol açtığı için sürgüne gönderilen Genç Philemon bu tuhaf cinayeti işlemekle suçlanır. Kuzeni ve en yakın akrabası olan 23 yaşındaki Stephanos, Philemon’u savunmak ve aile adını bu kanlı cinayetten temize çıkarmak zorundadır. Stephanos eski hocası Aristoteles’ten yardım isteyince filozof Aristoteles dedektif Aristoteles’e dönüşmüş olur.

“Ziyadesiyle eğlenceli.”
Colin Dexter

“Niye kimse bunu daha önce düşünmemiş ki?”
The Times

Margaret Doody, Notre Dame Üniversitesinde edebiyat profesörüdür. The True Story of the Novel’ın da (Romanın Gerçek Hikayesi) aralarında bulunduğu sayısız kitap yazmıştır. Bugünlerde yeni bir Aristoteles macerasının yanı sıra Venedik üzerine de bir kitap yazmaktadır.

 

Evdeki Düşmanlar

Benim keyiften yayıla yayıla okuduğum “Evdeki Düşmanlar” Lindsey Davis’in pek eğlenceli “Flavia Albia” serisinin ilginç karakterler ve doyurucu bir gizem sunan ikinci kitabı.

Lindsey Davis’in kalemini İlk kitapta (şurada) çok sevmiş ve daha fazla Flavia Albia macerası okuma isteğimi bastıramamıştım. Pek sevgili yazarımız ikinci kitapta -ilk kitaba göre- anlatım güzelliğini ve eğlence dozunu kat kat arttırarak beni yeniden kendine hayran bıraktı. Ayşen Anadol çevirisiyle gayet güzel ve eğlenceli bir polisiye okurken Antik Roma’da kölelerin yaşamı hakkında deriiin ve ayrıntılı bilgi sahibi olmamız da cabası.

İlk macerasında kendine has yöntemleri ve inatçılığıyla kendini sevdiren Flavia Albia formunu zerre kaybetmediği ikinci macerasıyla bir kez daha gözüme girdi :D
Bu seri oldukça ilginç hale geliyor demedi demeyin a dostlar ;) Sıradaki Flavia Albia kitabı için ben oldukça heyecanlıyım! 

Gözüpek bilgi toplayıcımız yine iş başında…
Ufak bir klasik aile tatilinden sonra şehre dönen Flavia, müdavimi olduğu Hayalperest’de oldıkça tanıdık biriyle karşılaşır. Üstelik bu tanıdık peşinde Flavia için hem zor hem de dikkat çekici bir iş getirmiştir. Yıldızlı bir Haziran gecesi yeni evli bir çift cinayete kurban gitmiş üstelik evdeki pek kıymetli gümüşleri de cinayeti işlediği düşünülen soyguncular tarafından çalınmıştır. Konu araştırılsa da suçlayacak kimse bulunamayınca suç pek tabii kölelerinin üzerine kalacağından hepsi toplanıp Ceres tapınağına sığınmışlardır. Bu olay sonucunda acil bir sonuç beklenirken Flavia evinden bir süre uzaklaşarak bu karmaşık cinayeti çözmeye çalışacaktır. O parçaları bir araya getirmeye çalışırken ortada dönen işler ve yan karakterler ise apayrı bir olay.

Antik Roma’da kölelerin sayısı özgür vatandaşlardan çok daha fazlaydı. Romalıların en çok korktukları insanlar, ‘evdeki düşmanlar,’ çatılarının altındaki kölelerdi. Yeni evli bir çift kendi odalarında ölü bulunduğunda, evdeki köleler başlarına gelecekleri biliyorlardı. Sığınak olarak dokunulmazlığı olan Ceres Tapınağına kaçarlar. Her taraftan baskı altında kalan yetkililer çözüm arayışı içindedir. Lindsey Davis’in bu seferki gizeminde, tıpkı babası Didius Falco gibi özel bilgi toplayıcısı olan Albia’dan cinayeti çözmesi istenir.

“Davis Nisan Şenliği’nin devamında, güçlü bir kadın ana karakter ortaya koyuyor ve mekanı parlak bir biçimde tasvir ediyor: paranoyak bir hükümdarın çoğu zaman ölümcül güvensizliklere sebep olduğu, zehirli bir şehir.”
–Publishers Weekly

“Eğlenceli ve ustaca örülmüş. Albia, soyağacına akıllı ve çekici bir ek ve bir Davis romanında her zaman olduğu gibi anlatım o kadar keyifli ki, bıraktığı son izlenim iç ısıtıcı ve ferahlatıcı.”
–The Guardian

“Davis, geniş birikimini ve parlak üslubunu okurlarını antik Roma’nın içine çekmek için bir araya getirmiş. Şehrin insanları ve mekanları hem otantik hem de tanıdık…”
–Library Journal

Lindsey Davis, 1949 yılında Birmingham’da doğdu,Oxford Üniversitesi’nde (Lady Margaret Hall) İngiliz edebiyatı diplomasını aldıktan sonra memur oldu. 13 yıldan sonra memuriyetinden ayrılmış ve 1985’te düzenlenen Georgette Heyer Tarihi Roman Ödülü için roman yazmaya karar vermiş ve böylece yazarlık kariyerine adım atmıştır. Bilinen en ünlü kitapları antik Roma’da geçen Didius Falco’nun tarihsel suç romanlarıdır.