Bataklık Kralı’nın Kızı

Büyük bir merakla başladığım “Bataklık Kralı’nın Kızı” adı kitabın başında karşımıza evli ve çocuklu sıradan bir yetişkin olarak çıkan kahramanımız Helena, esasen oldukça sıradışı bir geçmişe sahiptir. Etrafı bataklıkla çevrili eski bir kulübede düyaya gözünü açmış insanlardan ve medeniyete dair pek çok şeyden uzakta (elektik,musluk suyu vs.) tam 12 yıl geçirmiştir. Bir nevi esaret altında geçen çocukluk yıllarının tek suçlusu babasıdır. O çok sevdiği babası yani Bataklık Kralı, yıllar önce annesini henüz bir çocukken kaçırıp bataklığa hapsetmiş ve iki yıl sonra ise aynı bataklıkta Helena dünyaya gelmiştir. Tabii çocukluk dönemini şekillendiren babasının nasıl biri olduğunu ve neler yaptığını çok sonra yavaş yavaş kavramaya başlar. Büyüdükçe bir şeyleri anlamlandırması ve üst üste gelen olaylar nedeniyle Helena, annesi ve babası kaçınılmaza doğru hızla yol almaya başlarlar. Şimdi ise kendine yeni bir hayat kurmuş olan Helena’nın tüm dünyası radyoda babasının hapisten firar ettiği ve her yerde arandığını bildiren bir duyuruyla derinden sarsılır. Babasını en iyi tanıyan, yöntemlerini en iyi kavrayan kişi olarak neler yapması/nasıl adımlar atması gerektiğini çok iyi biliyor ve artık kendi elleriyle sahip olduğu hayatı ve ailesini korumak için bir karar veriyor… Babasının peşinde iz sürerken çocukluk dönemine yapılan geri dönüşlerle bir yandan annesinin hikayesinin parçalarını öğrenip diğer yandan Helana’nın nasıl bir çocukluk geçirdiğine dair geniş bir fikir ediniyoruz. Helana’nın bataklıktan nasıl kurtulduğu benim içim en çok merak uyandıran noktaydı bu nedenle o bölümleri daha bir heyecanla okudum desem yalan olmaz. Hızla okuduğum iyi bir heyecanlı gerilim kitabıydı. Ben sevdim!

Bir de nedense kitabın Türkçe baskısında kapak görseli epey bi değişmiş. Aşağıdaki görselde bahsettiğim şeyi görebilirsiniz. Bu da burada kafamı kurcalayan ve benden başkasının anlamayacağı şekilde gereksizce merak ettiğim şeylerden biri olarak yerini alsın…the-marsh-kings-daughter

Çocukken kaçırılan ve Michigan’ın Upper Peninsula bölgesindeki bir bataklıkta, gözlerden uzak bir kulübeye hapsedilen bir kadın… Bu olaydan iki yıl sonra doğan ve on iki yıl boyunca, hiç insan yüzü görmeden, dış dünyadan yalıtılmış olarak büyüyen küçük bir kız… Ona bildiği her şeyi öğreten babası, nam-ı diğer Bataklık Kralı… Helena, bataklıktan kurtulup yeni bir hayata adım attıktan yıllar sonra, artık güvende yaşadığını sanırken, babasının cezaevinden kaçtığını öğreniyor: Polis insan avına başlamış başlamasına ama o, şanslarının olmadığını biliyor. Babasını bulmak, yalnızca onun gibi düşünebilen ve iz sürmekte ustalaşmış birinin başarabileceği bir şey: kendisinin yani, Bataklık Kralı’nın kızının. Yola koyuluyor Helena… Sadece ailesini ve geleceğini tehdit ettiği için değil, kendisiyle ve geçmişiyle hesaplaşmak için de… Babasını yakalamak, bu defteri artık sonsuza dek kapatmak için… Av başlıyor. Bataklık Kralı’nın Kızı, bir kadının, geçmişini şekillendiren ve şimdi de geleceğini çalmak isteyen çok tehlikeli bir adamı –babasını– yakalamak için her şeyini riske attığı muhteşem bir macera.

“Muhteşem… Bir gerilim romanı ancak bu kadar iyi olabilir.”
-New York Times Book Review-

“Tırnaklarınızı yedirtecek kadar kendinizden geçeceksiniz.”
-Cosmopolitan-
(Tanıtım bülteninden

  • Bataklık Kralı’nın Kızı
    Özgün Adı: The Marsh King’s Daughter
    Yazan: Karen Dionne
    Çevirmen: Suzan Cenani
    Sayfa Sayısı: 288
    Yayınevi: Altın Kitaplar

 

Reklamlar

Kedimle Sohbetler

“Kedimle Sohbetler” adlı bu kitapta hayatı pek çok açıdan iyiye gitmeyen Sara ve konuşan bilge bir Habeş kedisi olan Sibila ile tanışıyoruz.

Sibila tam da Sara’nın zor zamanında karşısına çıkar. Adeta bir yaşam koçu gibi onun peşini bırakmaz ve hem desteği hem de verdiği öğütlerle yaşamında yeni kapılar açmasını sağlamak için onu eğitir. Sibila’nın, evine ve hayatına adım atmasıyla olağan dışı bir durumun içine düşen Sara ise bu bilgili kedi sayesinde pek çok değişim yaşar.

Ben bu kitabı daha çok hafif bir romantik komedi tadında bir roman sanarak başlamıştım ama bambaşka bir şey çıktı. Hayattaki farkındalığı arttırmak adına bir kedi ve sahibi arasındaki fantastik ilişkiyle başabaş sunulan dersler ve küçük öğretiler barındıran bir kitap. Daha önce bu tarz bir kitap okumamıştım. Benim için bir değişiklik oldu.

İki tür arasında gelişebilecek en köklü dostluklardan birinin kanıtıdır Kedimle Sohbetler. Zekice, duygusal, mizahi ve bilgece…

Sara Leon otuzlu yaşlarını doldurmak üzere olan mutsuz bir kadındır. Artık çok sevdiği işi de onu tatmin etmemektedir. Sevgilisiyle ilişkisinin kötüye gitmesi, ailesinin ekonomik kriz yüzünden yaşadığı maddi zorluklar derken Sara’nın hayatı bir anda değişir.
Genç kadın, hayatının berbat bir hal aldığını düşündüğü sırada Sibila ile tanışır – zarif, gizemli bir Habeş kedisi.
Sibila, Sara’yı ondan iyi tanımaktadır. Dahası; zekâ dolu bakışı, sıra dışı mizah anlayışı ve bilgeliğiyle biz insanları binlerce yıldır gözlemlemektedir.
Sibila, Sara’ya yaşamındaki güçlüklere göğüs germesi için yardım edecek, hayallerini yeniden inşa etmesi için ihtiyacı olan desteği ona sunacaktır.
(Tanıtım Bülteninden)

  • Kedimle Sohbetler
    Özgün Adı: Conversaciones con mi gata
    Yazan: Eduardo Jauregui
    Çevirmen: Hazal Gül
    Sayfa Sayısı: 320
    Yayınevi: Altın Kitaplar

Sevginin Bağladıkları

Agatha Christie, benim en sevdiğim yazarlardan biri. Öyle böyle değil gerçekten çok seviyorum ve kitaplarını fırsat bulup -onyüzbinmilyonkere- tekrar tekrar okumayı çok istiyorum. Agatha Christie, o keyifle okunası eşsiz polisiyelerinin yanı sıra bir de Mary Westmacott takma adıyla altı tane duygusal roman yazmış. Uzun yıllar sadece polisiyelerinden tanıdığım bu özel yazarın bir de duygusal romanlar yazdığını öğrenince -hiç şaşırmamış üstüne bir de mutluluktan havalara uçmuştum. Heyecanlı suç romanlarını severek okuduğum bir yazarın, insan ilişkileri üzerine böylesine güzel yazdığı kitaplarını okumak da son derece keyifli. İşte Agatha Christie’nin duygular üzerine yoğunlaştığı bu 6 kitaptan 5.si de “Sevginin Bağladıkları” adıyla kısa bir zaman önce dilimize çevrildi -geriye kaldı son bir kitap-.

“Sevginin Bağladıkları” iki kız kardeş arasındaki sevgiden yola çıkarak sevginin omuzlara bindirdiği ağırlığa ustaca değiniyor. Laura küçük erkek kardeşi Charles öldükten sonra evin tek çocuğu olmaya kendini fazlaca kaptırmıştır. Bir süre sonra Laura’nın hiç beklemediği bir şey olur ve bir kardeşi daha olur. Shirley adını verdikleri bu güzel bebek ilk başta Laura’nın bütün kalp acısını üzerinde toplasa da bir süre sonra işler değişecek ve sevgi devreye girecektir.

Kitapta Laura’yı çocukluktan yetişkinliğe doğru geniş bir çerçevede tanıma fırsatı buluyoruz. Christie, karakterleri, sevgi anlayışlarını, tercihlerini, yaşadıklarını ve sonuçlarını o kadar güzel yazmış ki. Benim en çok hoşuma giden şeylerden biri Laura’nın -favori karakterlerimden biri olan- Bay Baldock ile olan diyalogları oldu. Ve nihayetinde Sevginin Bağladıkları’nı son derece keyifle okuduğum bir Agatha Christie kitabını daha bitirmenin mutluluğuyla kitaplığıma yerleştirdim ;)Kitabın kapağı ne kadar da hoş değil mi!

“Bazı zamanlar sorumluluklarınızı yerine getiremezsiniz. İşte o zaman bu yükü sizin adınıza başkası taşır…”
Agatha Christie

Bir kardeşi olacağı haberi Laura Franklin’i çılgına çevirir. Ailenin üzerine titrediği kardeşi Shirley doğduğunda ondan nefret eder.
Fakat bir gece yaşanan bir olay, Laura’nın duygularının değişme- sine neden olur. O günden sonra küçük kardeşini korumaya yemin eder.
Shirley özgürlük ve aşk özlemi çekerken, Laura sevginin tek taraflı olamayacağını öğrenir. Kız kardeşine duyduğu sevginin ağır yükü her ikisinin de hayatlarını dramatik biçimde etkiler
Sevginin tutku haline dönüşünü dile getiren bir roman…

“Hikâye anlatma sanatının en güzel örneklerinden biri.” Times Literary Supplement

  • Sevginin Bağladıkları
    Özgün Adı: The Burden
    Yazan: Agatha Christie (Mary Westmacott)
    Çevirmen: Çiğdem Öztekin
    Sayfa Sayısı: 272
    Yayınevi: Altın Kitaplar

Babası Frederick Alvah Millet, Agatha henüz küçük yaştayken öldü. Annesi tarafından evde eğitilen küçük kız, yalnız bir çocukluk geçirdi. Küçük yaşta öyküler yazmaya başladı. 16 yaşında, şan öğrenimi görmek üzere Paris’e yollandıysa da kısa sürede bundan vazgeçti. Ciddi anlamda ilk edebi denemeleri, duygusal konuları ele alan öyküler oldu. 1914’te Albay Archibald Christie adlı bir albay pilot ile evlendi ve yeniden Fransa’ya gitti. Oradayken vakit geçirmek üzere okuduğu dedektif öykülerinin daha iyilerini yazabileceğini düşünerek ilk polis romanı olan The Mysterous Affair at Styles’ı (Styles’daki Esrarengiz Olay) yazdı. Kitap çeşitli yayınevinlerince geri çevrildikten sonra 1920’de Bodley Head Yayınevi tarafından kabul edildi. Styles, Agatha Christie’nin ilk Hercule Poirot’u romanıdır.

Hercule Poirot, zekası, espri yeteneği, keskin gözlemciliği ve Avrupalı inceliği ile seçkinleşen Belçikalı bir dedektiftir. Cinayetleri “küçük gri hücreler” dediği beynini kullanarak çözmesi ve bu arada da İngiliz yüksek sınıfının özel yaşamının saklı yönlerini ortaya dökmesi ile tanınır. Agatha Christie’nin arka arkaya yazmaya başladığı polis romanları Poirot tipine uluslararası ün kazandırdı. Yazar ayrıca Miss Marple adının verdiği bir tip daha yarattı. Sevimli bir yaşlı kız olan amatör dedektifMiss Marple da çok tutuldu. 1928’de ilk kocasından boşanıp Max Mallowan’le evlendikten sonra birçok ülke gezip görme fırsatı bulan Christie’nin romanları 1930’larda çoğunlukla uluslararası mekânlarda geçmeye başladı.

Hayranlarınca her kitabı beğenilmekle birlikte, Agatha Christie’nin edebi kaygılarla yazdığı bazı romanlar eleştirmenlerin de dikkatini çekti. On Küçük Zenci ise polis romanının klasikleri arasındadır. Agatha Christie, İngiliz töre romanı geleneğinde yazdığı polis romanları ile dünya edebiyatında kendine özgü bir yerin sahibi olmuştur.

Christie 1971 yılında, İngiltere’nin en yüksek onur ünvanı olan Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı ünvanını almıştır.Yazar, 12 Ocak 1976 yılında yaşama veda etmiştir.

Zippo Süper Hipo

zippo-super-hipo Kes Gray’in yazıp Nikki Dyson’ın resimlediği “Zippo Süper Hipo” okul öncesi çocuklar için rengarenk ve harika bir süper kahraman olma hikayesi sunuyor. Parlayan ışıltılı kapağıyla epey ilgi çekici olan bu kitabın her bir şeyi benim çok hoşuma gitti.

Özellikle de çizerin resimleme tarzı bana çok değişik geldiği için gözlerimi dört açarak sayfadaki her ayrıntıyı uzun uzuun inceledim. Fakat şunu da söylemeden geçemeyeceğim, resimlemesi metnini arka planda bırakan kitaplardan asla değil. Tabii bunda çevirisinin de iyi olmasının payı büyük.
Şu sıralar en sevdiğimiz süper kahraman olan tombiş totolu Zippo’yu biz pek sevdik. Hele oğlum anne bunu okuyalım diye kitabı alıp gelince ayrı bir seviniyorum :) Üst üste defalarca okusakta ikimiz için de epey keyifli bir okuma süreci oluyor.
p.s: Bu arada okurken sesli gülmek serbest!zippo-sper-hippo

Su kenarında tatlı tatlı yatmış, küçük arkadaşı Riko’yla sohbet ederken tanıştığımız kocaman ve tatlı bir suaygırı olan Zippo, bir süper kahraman olmak istemektedir. Şöyle heyecanlı ve şaşırtıcı olanından hem de!
Ancak bir süper kahramanın süper güçleri de olmalıdır ve bizim tombiş Zippo’nun çamurda yuvarlanmaktan daha heyecan verici bir süper güce ihtiyacı vardır. Böylece arkadaşı Riko’nun da onu cesaretlendirip yardım etmesiyle kendi içindeki süper gücü keşfetmek için çalışmalara başlar.

KARŞINIZDA TOMBİŞ TOTOLU SÜPER KAHRAMAN ZİPPO!
Tombiş totolu su aygırı Zippo süper güçleri olan bir kahraman olmak istiyordu, ama ortada küçük bir sorun vardı. Zippo’nun süper kahraman olabilmesi için süper güçleri yoktu. Kim bilir belki de süper güç tombiş totosundaydı…