Zamanın Kızı

zamanin-kiziBu ara okuduğum gerçekten iyi kitaplardan biri bir zamanlar polisiye yazarları birliği tarafından “Tüm Zamanların En İyi Polisiye Romanı” seçilen “Zamanın Kızı“ydı.
Kitaba başlarken okuma süremin uzamasından çekiniyordum ama konunun akıcılığı sayesinde hiç de öyle olmadı.  Kısa bir sürede okuyup bitirdiğim ve gerçekten sevdiğim tarzda bir kitapla karşılaştığım için epey sevindim. Hem polisiye hem de İngiltere tarihi güzel bir şekilde birbiriyle kaynaşınca benim için harika bir okuma deneyimi oldu. İngiltere tarihi malum entrikalar şunlar bunlar derken okuması en keyifli konulardan biri benim için. Kitabı okumaya devam ederken ara ara google’da birazcık araştırmaya fırsat bulabildim ve Kral 3.Richard’ın iskeleti İngiltere’de bir otoparkta bulunduğu gibi ilginç bir şey de öğrenmiş oldum. Bu anlamda bana iyi vakit geçirten bir kitap oldu. Üstelik sadece kitap değil kitabın kapak tasarımı da baya hoşuma gitti :) çok sevdim!

Kitap boyunca hastane odasından ve hatta yatağından çıkamayan baş karakterimiz Alan Grant ile beraber tarihin tozlu satırlarında geçmişte işlenen bir cinayetin izlerini sürüyoruz.
Scotland Yard Müfettişi Alan Grant, talihsiz bir kaza sonucu bir kaç kırıkla hastane yatağına mahkum olmuştur. Günler onun için -genelde tavanı izleyerek- oldukça  sıkıcı geçerken aktris arkadaşı Marta’nın derdine çare olacak entresan bir öneriyle gelmesi her şeyin başlangıcı olur.
Marta’nın hastaneye geldiği bir gün yanında getirdiği fotoğraflar içinden İngiltere Kralı 3.Richard’ı seçen Grant, nihayet oyalanacağı bir şey bulmuştur. Herkesin -hatta Shakespeare’in ünlü trajedisinde bile- acımasız bir katil olarak andığı kral’ın Grant’ın portrede kendi gözüyle gördüğü adam olduğuna bir türlü ikna olamaz. Böylece İngiltere Kralı 3.Richard’ı canavar bir katil olarak damgalayan ve tarihte Kuledeki Prensler olarak adlandırılan olayın iç yüzünü adım adım araştırmaya başlar.

princes-in-the-tower

kuledeki prensler

  • Zamanın Kızı
    Özgün Adı: The Daughter of Time
    Yazar: Josephine Tey
    Çevirmen: Volkan Gürses
    Sayfa Sayısı: 202
    Yayınevi: April Yayıncılık

Polisiye Yazarları Birliği tarafından tüm zamanların en iyi polisiye kitabı seçilen Zamanın Kızı ilk kez Türkçede!
Zamanın Kızı, tarihin yaşanan gerçeklere göre değil, iktidarın gerçeklerine göre yazıldığını bizlere sıkı sürprizlerle, dinmeyen bir tempo ve zeka dolu bir kurguyla anlatıyor.
Bu sefer vaka ve katil yakınlarda değil, çok uzakta. Hem de birkaç yüzyıl kadar. İpucu az, kanıt az, tanıkların hepsi ölü. Polisiye kurgunun işi bu kez çok zor olsa da, Josephine Tey üstesinden gelmeyi başarıyor.
Alan Grant, III. Richard’ın bir portresiyle karşılaştı. Böyle narin, böyle asil bir yüz, nasıl dünyanın en acımasız insanlarından biri olabilir diye düşündü. Ayağı kırık, uğraşacak bir vaka arıyor; bu neden III. Richard olmasın?

2015‘teki anma törenlerine Kraliyet Ailesi’nden bir kişinin dahi katılmadığı III. Richard hakkında ne biliyorsunuz?
İlk seri katil olduğunu mu?
Ağabeyini, kuzenini, yaşlı kralı öldürdüğünü, küçük yeğenlerinin işini bitirdiğini mi?
Ya size onun masum olduğunu söylesek?

“Tarihçiler, yazmalarına izin verilmeden önce psikoloji dersi almaya zorunlu tutulmalı.”

josephine-tey

 

Josephine Tey ya da -gerçek adıyla- Elizabeth Mackintosh (25 Temmuz 1896 – 13 Şubat 1952) İskoç gizem romanları yazarı. Müfettiş Alan Grant’ın baş rolde olduğu beş kitaplık Alan Grant dizisinin en ünlü kitabı Zamanın Kızı’dır.

Reklamlar

İyimser

iyimserLaurence Shorter “İyimser” ile dünyayı boğan karamsarlıktan sıyrılmanın bir yolunu bulmak için çıktığı zorlu yolculukta kötü olaylar tamamen yok edilemez ama onlarla bir şekilde başa çıkabiliriz mesajı veriyor.

Her gün haberlerdeki küresel ısınma, çevre kirliliği, savaş, doğal afetler gibi karamsar haberler yüzünden geleceğin yokuş aşağı yuvarlanıyormuş hissinden bunalan bir adam, iyimserliğin sırrını bulup tüm düyaya açıklayacağı bir projenin peşine düşer. Bu amaçla dünyanın sonunun hızla yaklaştığı felaket senaryolarını ağzına dolayan karamsarlara karşı pes etmek istemeyen biri olarak iyimserliğin kitabını yazmaya karar verir; umut vadeden iyimser insanları bulacak onlarla konuşup konuşmalarını bir kitapta toplayacaktır. Bu iyimserlik projesi sonucunda da karamsarların baskın sesine elle tutulur net bir cevap verecektir.
Görüştüğü kişilerin iyimserliği farklı şekillerde tanımladıklarını, iyimser olmaya nasıl baktıklarını ve neden iyimser olduklarını gözlemleyip bazen hayal kırıklığına uğrasa da büyük projesi için her zaman atacak bir adım bulup iyimser olduğuna inandığı yeni biriyle görüşmeye devam eder..

Kasırgalar, tsunamiler, küresel ısınma, intihar bombacıları, salgın hastalıklar, zalim iktidarlar, kontrolden çıkan fiyatlar, krizler, açlık ve savaş…

“Gazeteler ellerimin arasından kayıp giderken “Hayırlısı” diye mırıldandım. Birden dizlerimin boşaldığını hissettim. Her gazete okuduğumda yaşadığım suçluluk ve korku karışımı bir refleks olmuştu bu artık.
Üzerimdeki ataletin sebebi bu muydu? Tepemde bir umursamazlık bulutu mu dolanıyordu? Bizi ne tür bir korku filminin içine sürüklüyorlardı?
Oysaki bu halimin benimle alakası bile yoktu. Ben iyimser biriydim.
Kötü olayları görmezden gelip her şey iyiymiş gibi hayata devam edebilme kabiliyetimle gurur duyuyordum. Bu, iyimserliğin insana sunduğu bir ayrıcalıktı. Eğer iyimserseniz, derinlerde bir yerlerde her şeyin iyi olacağına inanırsınız. Her şeyin nasıl iyi olacağını bilmeseniz de buna inanırsınız. Bu sizin küçük sırrınızdır.”

İyimser bir adam dünyanın kurtuluşu olacak bir ‘proje’ uğruna yola çıkıyor ve çalmadık kapı bırakmıyor: Desmond Tutu, David Cameron, Mick Jagger, Richard Branson, Bill Clinton, Asley Judd, hatta İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad…
Böğrümüzde oturan öküzlere inat, ruhumuzu ele geçiren kasavetin panzehiri olacak sürükleyici bir hikâye: İyimser.

  • İyimser
    Orjinal isim: The Optimist
    Yazan: Laurence Shorter
    Çeviri: Nihan Çevirgen
    330 sayfa
    April Yayıncılık

Hep Lunapark

hep-lunaparkBu ara oldukça yoğun günler geçirsem de ne yapıp edip güzel bir roman okuma fırsatım oldu. Kapağını açar açmaz yakamı bırakmayan bir merak duygusuyla okuduğum bu kitap tabii ki Afilli Filintalar’dan tanıdığımız Bahadır Cüneyt Yalçın’ın bir lunaparkta dönen dolapları konu alan yeni romanı “Hep Lunapark”.
Birbirinden tuhaf karakterlerin enteresan olaylar içinde salındığı tam anlamıyla lunatik bir kitap bu!
Üstelik okuması çok keyifli olan bu kitabın bir de güzel mi güzel bir şarkısı var. “Ah Lunapark” adlı bu şarkıyı da kitaba özel olarak ‘Yok Öyle Kararlı Şeyler‘ (Y.ÖK.Ş) yapmış pek de güzel olmuş vallahi. İsterseniz kitabın arka kapağındaki QR kodunu okutup kitabın soundtrackini dinleyebilirsiniz.

Kitap daha önceden Afilli Filintalar’ı takip edip sevenler için güzel bir ayrıntı olarak Aleksi Pavloviç’in Yunus Lunapark’ı takdimiyle başlıyor. Bu şaşırtıcı önsöz’den sonra da ramazan bayramında sofraya düşen bir deniz kaplumbağasıyla beraber dalıveriyoruz sayfaların arasına. Ne oldu nasıl oldu anlamaya çalışırken Balkara’daki aile babası İrfan Yunus’un işlettiği lunaparkta iç içe geçen birbirinden ilginç olayların ardı arkası kesilmek bilmiyor. Her biri birbirinden değişik aile üyelerini tanıyıp kim neyin nesi öğrendikten sonra lunapark merkezli alacak verecek davası, tarihi eser kaçakçılığı derken bir de tv şovu işin içine girince şenlik iyiden iyiye büyüyor. Bize de bu yanar döner eğlenceye kendimizi kaptırmak kalıyor.

hep-lunapark (2)ah-lunapark-

“Ve sahne: İrfan Yunus ve ailesinin Balkara şehrinde işlettiği naif lunapark. “Hangi lunapark bir uydu fotoğrafına doluyken yakalanmışsa oralıyım ben” cümlesinin müellifi İrfan.

“Burada çocukluk değil manyaklık ortaya çıkar” sözünün sahibi Zafer. “Lunaparktaki sese ve ışığa savunma geliştirmeye çalışan sinir sistemi dert çekmeye vakit bulamaz” diyen, pembe ojeli parmaklarıyla hayal perdelerini parçalayan Ayşegül. Dönmeli, hoplamalı, ışıklı bir eğlence köyü.

Ölmüş meşhur şarkıcılara mektuplar yazan safiyet ehli Mustafa, bir varoluş biçimi olarak bayılan Narine, kumarbaz Savaş, fettan Alev, dövüş ustası bir dondurmacı. Deniz kaplumbağası, peruklu balerin, şaşı ahtapot ve belgesel kameraları…

Ne demişler: Roket yükselmeye inanır. Rüzgâr hep kazanır, tül hep kaybeder. İşte huzurlarınızda; yükseliş, alçalış, merkezkaç ve Newton. Acı, avantür, komedi ve sürpriz. Bahadır Cüneyt Yalçın, Mütevazı Bir İntikam’ın ardından Hep Lunapark ile yeni edebiyata bir kez daha kahkaha ve sevgiyle selam çakıyor.”

“Biz ancak kimsenin kaybetmediği bir ringte kazanabiliriz.”

  • Hep Lunapark
    Yazar: Bahadır Cüneyt Yalçın
    262 sayfa
    Roman
    April Yayıncılık

Gökyüzünün Üzerinde 3 Metre

gokyuzunun-uzerinde-uc-metre Kitaplığımdaki genç-yetişkin türüne ait bu harika kitaptan bahsetmemek olmazdı…

İtalyan gençlerinin elden ele dolaştırdığı “Gökyüzünün Üzerinde Üç Metre” bizi bazen gükyüzünün üç metre üzerinde hayallerle bazen de hayatın gerçekleriyle dolu bir yolculuğa çıkarıyor.  Sevgi, eğlence, acı, sevinç ve üzüntüyü bulup ve Babi ve Step’in hayat dolu hikayelerinin sayfalarına dalıyoruz.
Kitabımız İtalya sokaklarında geçiyor. Bir de buna okul, sokak kavgaları, motor çeteleri, ölümüne yarışlar ve arkadaşlıklar da eklenince ortaya değişik bir atmosfer çıkıyor. Kitabın ana karakterleri Babi ve Step adlı iki italyan genç.  Babi, tipik bir iyi aile çocuğu; Step ise tam bir sokak serserisi. Yani tamamen farklı dünyalara ait olan iki genç insan. Ama herşeye rağmen aralarında doğan kıvılcım ve gelişen bir aşk… Ve vu aşk onların bu farklılıklarına ne kadar dayanabilecek ya da onlar bu farklılıklara karşı aşkı savunup mücadele edecekler mi diye okurken sayfalar sel olup akıyor, zaman su gibi geçiyor vee ben de farkına bile varamadan kitabı bitiriyorum.gokyuzunun-uzerinde-3-metre

Açıkçası son sayfasına biraz üzülerek geldim, kitap bitmesin istedim.. Çok ağır bir konusu olmayan gayet güzel gençlik dolu bir kitap. Ben çok sevdim, tekrar okuyacağım kitaplar arasına girdi bile. Öğrendim ki filmi de varmış ama şimdilik izlemeyi düşünmüyorum bırakayım kitapta gördüğüm o dünya hayal ettiğim gibi kalsın…
İtalya’da aşkın kalemi olarak tanınan Federico Moccia, ilk aşka, ilk öpücüğe ve ilk ihanete dair güzel bir masal anlatıyor. Dirty Dancing, Grease gibi filmleri özlemle anan, ilk aşkını unutamayanlar için sonbahar günlerini ısıtacak bir öykü Gökyüzünün Üzerinde Üç Metre. Yakışıklı Step ve güzeller güzeli Babi fonda romantik İtalya sokaklarının olduğu bir resmin kimi zaman güldüren, kimi zaman ağlatan iki yüzü olarak okuyucuyla buluşuyorlar.
Yıl 1992. Federico Moccia bir hikâye anlatmaya karar veriyor.
Gençlikle, eğlenceyle, umut ve aşkla, arkadaşlık ve hayalkırıklıkları ile dolu günlerinin içinden geçen bir hikâye bu. Eserini birçok yayınevine gönderiyor, büyüklü, küçüklü. Çoğu cevap vermiyor, diğerleri ise ‘yayın tarzlarına uymadığını’ söylüyor. Ama yazar kitabına inanmaktan vazgeçmiyor.
Hikâyesini seviyor ve paylaşmak istiyor. Kişisel imkânlarını zorlayarak, Ventaglio adlı yayınevine kitabın 3.000 kopyasını bastırıyor ve bu kopyalar çok kısa bir sürede tükeniyor.
Basılı kopyalar bitince Gökyüzünün Üzerinde Üç Metre senelerce Romalı gençler arasında fotokopisi çekilip yayılarak, gerçek bir kült haline geliyor. Sadece gençler de değil, ebeveynler ve öğretmenler de, çocukları ve öğrencileri tarafından kutsal bir obje gibi saklanan bu kitabı merak edip okuyorlar.gokyuzunun_uzerinde_uc_metre

  • Gökyüzünün Üzerinde 3 Metre
    Orijinal Adı: Tre metri Sopra Il Cielo
    Yazar: Federico Moccia
    Çeviri: Defne Kartal Miotti
    440 Sayfa
    April Yayıncılık