Sıradan Zaferler

“Çizgi roman sadece tayt giyen süper kahramanlardan, pelerinli savaşçılardan, fantastik canlılardan ve kovboylardan ibaret değildir.” görüşünü benimseyen Karakarga‘dan harika çizgi romanlar çıkıyor farkında mısınız? Alternatif ve nitelikli çizgi roman konusunda büyük bir istikrarla ilerleyen bu güzel yayınevinin harika kitaplarından biri de “Sıradan Zaferler”. Benim uzun zamandır okuduğum en güzel çizgi romanlardan biriydi. Bayıldım! Kitapta, fotoğrafçı Marco’nun pek çok şeyin kıskacında kıvranırken bir yandan hayatın akışı içinde panik ataklarla sürüklenişini okuyoruz. İçinde biraz aile, biraz siyaset, biraz ilişkiler biraz da korkular yani çokça hayatın ta kendisi var. Hem konusu hem anlatımı hem çizgileri insanı öylesine sarıyor ki. Bir sayfa bir sayfa daha derken kolay kolay ara veremedim. Bunda iyi çevirinin payı da çok büyük tabi. Benim için çizgi roman okumak ayrı bir keyif. Sıradan Zaferler, bir kez daha bu keyfi yaşamamı sağladı :) Çok mutluyum!

Angoulême Uluslararası Çizgi Roman Festivali En İyi Çizgi Roman Albümü

“Gerçekçi edebiyat ve çizgi romanın mükemmel bir birleşimi.”
-Booklist-

“En iyi 5 grafik romandan biri. Psikolojik olarak yıpranmış, dünyayla ve aşık olduğu kadınla iletişim kurmaya çalışan bir fotoğrafçının, duygu dolu hikayesi. Çizimler çok etkileyici. Larcenet’in, sevecen karakterle dolu bu kitabı, insanda başka bir ülkeye seyahat etmiş hissi yaratıyor.”
-Time-

“Çok katmanlı bir kitap. Diyaloglar, fazlasıyla içe dönük ve bazen rahatsız edici derecede gerçekçi. Karmaşık karakterleri ve geniş bakış açısı, bu hikayeyi daha da dikkat çekici kılıyor.”
-Publishers Weekly-

“Bir erkeğin bağlanma korkusunu zekice işleyen çok fazla kitap yoktur. Ergenlikten çıkış ve olgunluğa geçiş sürecini aynı şekilde anlatan kitap sayısı da oldukça azdır. Larcenet, her iki konuyu da çok güzel işlemiş.”
-L.A. Times- (Tanıtım Bülteninden)

  • Sıradan Zaferler
    Özgün Adı: Le Combat Ordinaire’
    Yazan ve Resimleyen: Manu Larcenet
    Çevirmen: Emre Yavuz
    Sayfa Sayısı: 248
    Yayınevi: Karakarga
Reklamlar

İşte Kızlar Geliyor

“İşte Kızlar Geliyor” Okul dönemlerinde çok iyi arkadaş olan dört kızın yıllar sonra çıktıkları hayallerindeki gemi tatilini ve tatilin hayatlarına getirdiği değişimleri anlatan pek eğlencelik bir kitap.
Dört kızdan oluşan bir gurup düşünün okul zamanında sıkı arkadaşlar ve yıllar sonra sadece hayalini kurabilecekleri muhteşem bir tatile çıkma fırsatı yakalıyorlar.
Aralarında kırgınlıklar, kızgınlıklar olsa da tatlı anılar ve arkadaşlık sevgisiyle dolular. Ve her birinin hayatlarını gözden geçirmeye ve yenilenmeye ihtiyacı var… Yazar, kızkıza çıkılan tatillerin keyfini çok güzel hissettirmeyi başarmış. Her karakterin kendi hikayesini özenle kurgulamış ve ayrıntılı bir şekilde sunmuş. Karakterleri ve sürprizleriyle okuması çok eğlenceli ve bir o kadar da güzel bir kitaptı :) Ben çok sevdim.

Ven, Rose, Olive ve Frankie eski okul arkadaşlarıdır. Öğrencilik yıllarında kendileri için parlak birer gelecek, zenginlik, aşk ve harika işler hayal ederler. Yirmi beş sene sonra Olive, tembel ve işsiz kocası ile hasta annesine bakmak için temizlik yapmaktadır. Roz, iyi yürekli ve sevecen eşi Manus’a sevgisini gösterememektedir çünkü çapkın bir adam olan eski eşi, kalbini fena hâlde kırmıştır. Frankie’yle ise bağları tamamen kopmuş hâldedir.

Ama Ven, arkadaşlarını bir araya getirmeye ve kırk yaşına basmadan önce bir gemi yolculuğuna çıkma hayallerini gerçekleştirmeye niyetlidir.Dört arkadaş, ne olduğunu bile anlamadan kendilerini evlerinden uzakta, açık denizde bulurlar. Ancak masmavi gökyüzü, sıcacık güneş ve on altı gün sürecek olan lüks bir hayat, geri döndüklerinde her birini bekleyen gerilimi ve yalnızlığı unutturmaya yeterli olacak mıdır?
(Tanıtım Bülteninden)

  • İşte Kızlar Geliyor
    Özgün Adı: Here Come the Girls
    Yazan: Milly Johnson
    Çevirmen: Belgin Selen Haktanır
    Sayfa Sayısı: 584
    Yayınevi: Hyperion Kitap

Yorkshire/İngiltere doğumlu Milly Johnson, yazarlık mesleğinin yanı sıra tebrik kartı telif yazarlığı, köşe yazarlığı, şiir yazarlığı ve BBC Radyo sunuculuğu yapmaktadır.
Sunday Times’ın en çok satan yazarlar listesine girmeyi başarmış olan yazar, bunun yanı sıra çeşitli blog ve kuruluşlarca “yılın en çok ümit veren yazarı”, “yılın kitabı” gibi ödüllere layık görülmüştür.
Halen basılmamış olan ilk kitabını okul yıllarında yazan Johnson’ın kitaplarında; aşk, hayat, dostluk, lezzetli yiyecekler ve birazcık da sihir bulabilirsiniz.

Ormandaki Deli

Yıllar önce Ankara’da sahaflardan birinde üst üste yığılmış bir dolu kitap arasında tanışmıştım Komiser Maigret ile. Sahaf gezmeye çıktığımız o gün ‘işte tam da aradığım kitap’ diyerek ilk Maigret kitabımı sırt çantama atıp büyük bir mutlulukla eve getirmiştim. -Hatta eşimle o kitabın hikayesini ara sıra hatırlamayı ihmal etmiyoruz :)-

Şimdi ise harika bir Simenon kitabı ile Komiser Maigret’yi yeniden okuma fırsatı buldum. Everest Yayınları  Türk edebiyatının yetkin yazarlarının çevirileriyle güzel bir Simenon serisi yayımlamaya başlamış. Üstelik leziz çevirilerinin yanı sıra kapakları da bir harika! Esasında 75 kitaplık Maigret serisinin 16. kitabı olan “Ormandaki Deli ” Komiser Maigret’nin hiç planlamadığı bir zamanda seyahate çıkıp kendisini çözülmeyi bekleyen karmaşık bir olayın tam ortasında buluvermesiyle başlıyor. Mekan, karakterler ve olay bakımından her şeyi fevkalade bir biçimde okura sunan Georges Simenon, büyük bir hızla o kadar çok kitap yazmış ki sayısını görünce gözlerim yerinden fırladı resmen. Tabii bu kitapların çok az bir kısmı dilimize çevrilmiş…
Benim için “Ormandaki Deli” çok güzel bir Komiser Maigret macerasıydı. Bittiğinde ‘işte tam da aradığım polisiye kitap’ dedim ;) Bundan sonra daha fazla Simenon okumak için sabırsızlanıyorum!

Unutmadan! kitabın başında Yiğit Bener’e ait öyle bir önsöz var ki -bir kitabın her köşesini okuduğum için- o kısmı okumak da ayrı bir güzeldi.

Komiser Maigret, emekli olup Dordogne bölgesine yerleşmiş eski bir dostundan davet alır. Hem arkadaşının daveti hem de o civarlarda yapılacak ufak bir işin de etkisiyle komisere Bergerac kasabasının yolu görünmüş olur. Gece boyu aynı kompartımanda kaldığı bir yolcu Maigret’yi hem rahatsız eder hem de ilgisini çeker. Komiser, tam da bir ormandan geçtikleri sırada trenden atlayan bu garip yolcunun peşine takılır. Gece hiç düşünmeden trenden atlamasının sonucunda karanlıkta vurulur ve sabahına kendini Bergerac’ta hastanede bulur. Bir süre önce Bergerac’ta birbirinin aynı iki cinayet işlenmiş ve bu cinayetleri işleyenin kim olduğu henüz bulunamamıştır. Bu hikayeyi oldukça enteresan bir biçimde öğrenen Maigret ise hemen olaya el atar ve cinayetleri işleyen kişinin sırrını çözmeye karar verir. Ağır bir iyileşme sürecinde olan yarasından dolayı bir süre otel odasındaki yatağa mahkum olan komisere sevgili karısı Madam Maigret yardımcı olacaktır. Fransız taşrasında geçen bu macerada Maigret -odasının penceresi hariç- etrafı görüp tanıyamadan karısının anlattıklarıyla kasabayı ve şüphelilerin evlerini hayal ederek kafasında kendince bir düzen kurup adım adım sonuca ilerler…

Türk edebiyatının büyük ustalarının çevirdiği Simenon romanlarından oluşan dizinin altıncı kitabı, 1932’de “Le Fou de Bergerac” adıyla yazılan ve 1963’te Erhan Bener tarafından Türkçeye kazandırılan Ormandaki Deli.

Bir Komiser Maigret romanı olan Ormandaki Deli taşrada geçer. Arkadaşını görmek üzere Bergerac’a giderken, nedense şüpheli gördüğü bir yolcunun peşinden trenden atlar Maigret. Kovalamaca sırasında şüpheli tarafından vurulan komiser, tüm roman boyunca soruşturmayı kasabanın merkezindeki otelde çakılı kaldığı hasta yatağından, akıl yürütmeler ve kurduğu kimi tuzaklarla yürütür.

Simenon’la Brüksel’de tanışmış, sıkı bir Simenon okuru olan Erhan Bener’in, yapıtlarında polisiye öğelere ve psikolojik çözümlemelere sıkça yer vermesi bu iki yazarın işbirliğine ayrı bir anlam katmaktadır. Ayrıca, Simenon’un yazarken, Bener’in çevirirken, Maigret’nin de soruşturma yaparken elinden düşürmediği pipo, roman boyunca sık sık karşımıza hoş bir rastlantı olarak çıkacaktır.

“Mükemmel düzeyde Fransızca bilen Erhan Bener’in çevirmenlik yönü az bilinir (…) Ormandaki Deli’ye damgasını vuran boğucu taşra ortamı, Erhan Bener’in Yalnızlar’ını ya da Sisli Yaz’ını da andırmıyor değil… Yazar Erhan Bener’in bu romanı Türkçeye çevirmeye karar vermesinde bu akrabalığın bir rolü olup olmadığını bilemeyiz. Öyle ya da böyle, babamın Simenon’a özel bir ilgisi olduğunu, kütüphanesindeki cilt cilt Simenon romanı sayısının çokluğu açıkça teyit ediyor.”
Yiğit Bener

  • Ormandaki Deli
    Özgün Adı: Le Fou de Bergerac
    Yazan: Georges Simenon
    Çevirmen: Erhan Bener
    Sayfa Sayısı: 160
    Yayınevi: Everest Yayınları

Georges Joseph Christian Simenon (d. 13 Şubat 1903, Liège, Belçika – ö. 4 Eylül 1989, Lozan, İsviçre), Fransızca yazmış Belçikalı yazar. Kahramanı dedektif Maigret olan polisiye romanlarıyla tanınır.

Yaklaşık 450 eser vermiş olan Simenon, dedektif Maigret romanlarıyla 550 milyon okuyucuya ulaştı
Simenon günde 60 ila 80 sayfa yazma kapasitesiyle 20. yy’ın en üretken yazarlarından biriydi. Yaşamı boyunca 200 roman, 150’nin üzerinde novella, sayısız otobiyografik çalışma ve makale yayımladı, iki düzineden fazla takma adla çok sayıda “ucuz roman” yazdı. Yazılarının toplam 550 milyon kopyası basıldı.

En çok, kahramanı komiser Maigret olan 75 romanı ve 28 kısa hikâyesiyle tanındı. Serinin ilk eseri Pietr-le-Letton 1931’de, son eseri Maigret et M. Charles ise 1972’de yayımlandı. Maigret romanları tüm belli başlı dillere çevrildi ve birçoğu filme uyarlandı.

Fil Kadar Narin Fare Gibi Güçlü

“Fil Kadar Narin Fare Gibi Güçlü” minik bir fare ile gözleri görmeyen kocaman bir filin tatlı arkadaşlığını olabildiğince naif bir biçimde anlatan muhteşem bir kitap. Konusunun güzelliği bir yana renkli resimlemeleri çok ama çok eğlenceli :) Mutlaka okuyun derim. Anabella minik beyaz bir faredir. Hem de başka farelerle değil de bir fille arkadaşlık etme hayalleri kuran özel bir faredir. Anabella fillerle arkadaş olma konusunda bir kaç girişimde bulunsa da çabaları hep sonuçsuz kalır. Taa ki bir gün Zet ile tanışıncaya kadar… Zet siyah gözlükler takan ve farelerden korkmayan görme engelli bir fildir. Böylece dünyada bir ilk yaşanır. Artık Anabella ve Zet arkadaş olmuşlardır.
Anabella -her iyi dostun yapacağı gibi- Zet’in iyiliğini düşünüp ona göremediği onlarca şeyi tasvir etmeye başlar. Böylece birbirlerini tamamlayıp kendilerine hayatın güzelliklerini paylaşacakları minik bir dünyaya yaratırlar. Arkadaşlık da zaten tam olarak bu değil midir?…
İnsanın içini tıpkı sıcak güneş ışınları gibi ısıtan çok güzel bir kitap❤ Çok sevdim!“Filler farelerden korkar ve fareler de fillerden nefret eder… Gerçekten öyle mi? Hiç de bile! Eğer siz de böyle düşünüyorsanız, o hâlde sizi Anabella adındaki minik, beyaz fareyle tanıştıralım. Zet adında, görme engelli bir fille tanışıp arkadaş olan ve ona dünyayı, renkleri, çiçekleri görebilmesi için yardım eden iyi kalpli, sevimli fare Anabella, fareler ile filler arasındaki dostluğun temelini bu kitapta atıyor!”
(Tanıtım Bülteninden)

  • Fil Kadar Narin Fare Gibi Güçlü
    Kitabın Özgün Adı: Elefantenzart und Mausestark
    Yazan: Rachel Bisseuil
    Resimleyen: Christian Guibbaud
    Çevirmen: Genç Osman Yavaş
    Sayfa Sayısı: 40
    Yayınevi: Final Kültür Sanat Yayınları