Fincan Üçlüsü

 

“Fincan Üçlüsü” ikinci el eşya satışında buldukları eski çay fincanları ile başlayan bir dostluğun gerçek bir arkadaşlığa dönüşmesini konu edinen güzel bir kitap.

Kitapta genel olarak farklı hayatlar yaşayan ve hayatlarında bambaşka sorunlara sahip üç kadının vintage bir çay takımı sayesinde yollarının nasıl da birleştiğini okuyoruz.  Jenny, Maggie ve Alison…Üçünün de Morris Minor’ın bagajında rastladıkları eski çay takımına farklı nedenlerle de olsa çok ihtiyaçları vardır. Sonunda çay fincanlarını aralarında sırayla paylaşmaya karar verirler ve bu karar aralarında bir dostluk bağı kurar.
Kitabın üç ana karakteri de çok güzel düşünülüp kurgulanmış. Sırayla Jenny’nin, Maggie’nin ve Alison’ın yaşamlarını kariyerlerini, ilişkilerini ve arkadaşlıklarını kapsayarak ilerleyen konuya kendinizi kaptırıveriyorsunuz.
Hikayeyi keyifli hale getiren bazı unsurlar var ki tam yerinde ve ustaca kullanılmış. Kitabın daha ilk sayfasından itibaren çok seveceğimi biliyordum.  Ve tam da tahmin ettiğim gibi büyük bir keyifle okudum :)
Untmadan ekleyeyim, Fincan Üçlüsü‘nün “Tuesdays at the Teacup Club” adlı devam kitabı da varmış ama henüz dilimize çevrilmemiş.

“Birbirinden çok farklı üç kadın, Sussex’deki bir ikinci el eşya pazarında karşılaşır ve aynı vintage çay takımını çok beğenirler. Üçünün de aynı çay takını kullanabilmesi için arlarında yaptıkları anlaşmayla her birinin hayatını değiştiren bir dostluğa adım atarlar..

Jenny, Dan ile evleneceği günü iple çekmektedir; ancak yıllar süren sessizliğin ardından ortaya çıkan bir kadın, evleneceği günle ilgili bütün hayallerini mahvetmek üzeredir.
Maggie, hüsranla biten evliliğini geride bırakmış, kariyerinin en gösterişli olayına hazırlanmaktadır ama geçmişle tekrar yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Alison ise sanki her şeye sahiptir: İlk gençlik aşkıyla evlidir ve iki tane çok sevdiği kızı vardır. Ancak bazı sıkıntılar, evliliğini bitme noktasına getirecektir.

Dostluk, arkadaşlı ve aile çevresi içinde, ilişkiler, kariyer, inişler ve çıkışların yoğrulduğu Fincan Üçlüsü, her şeyiyle yürek ısıtan bir hikaye..”

 

Romantik kurgu türündeki eserlerin yazarı Vanessa Greene, kuzey Londra’da üç kardeşin en büyüğü olarak dünyaya geldi. Brighton Üniversitesinde İngiliz Dili bölümünden mezun olan Greene, yirmili yaşları boyunca bir editör olarak çalıştı. Çocukluğundan beri ne zaman yalnız kalsa yazı yazdığını söyleyen yazar, 31 yaşında ilk romanı The Vintage Teacup Club (Fincan Üçlüsü)’nü kaleme aldı.
http://vanessagreene.co.uk/

Reklamlar

Kötü Şöhretim

kotu-sohretimAxie Muldoon, babasını kaybettikten sonra annesinin çalışırken talihsiz bir kazaya uğraması sonucu karınlarını doyurmak için iki küçük kardeşiyle birlikte sabahtan akşama kadar sokaklarda dolaşıp bir lokma yiyecek arayan inatçı ama çaresiz bir çocuktur. Yine sokaklarda başıboş dolaştıkları bir gün çocuklara yardım cemiyeti’nde çalışan bir adam karşılarına çıkar ve onlara yardım etme maksadıyla annelerini hastaneye çocukları ise öksüz ve yetim sokak çocuklarından oluşan bir yetimhaneye yerleştirir. Bu yetimhanede ise çocuklar çok daha iyi bir hayat yaşayacakları gerekçesiyle bir trene bindirilip Illinois’e evlatlık verilmeye gönderilirler. Çıktıkları bu yolculuk sırasında iki küçük kardeşinden zorla koparılan Axie inat edip geldiği yere geri döner ve annesini aramaya başlar. Çok geçmeden annesine kavuşan Axie hayatın hiç de umduğu gibi olmadığını çoktan öğrenmiştir ve artık kaderi kendi ellerindedir.

Kitabın baş kahramanı Axie Muldoon’un sokaklardan yetimhaneye oradan da şöhreti dört bir yanı saran doktorluğa uzanan zorlu mücadelesini yazar Kate Manning, öyle bir anlatmış ki hayran kalmamak elde değil. Kitabı okurken her anını resmen yaşıyorsunuz. Tabii kitapta bir yandan politik ve ahlaki sorunlar konu edinilirken diğer yandan Axie’nin kardeş özlemi, aşk, yokluk ve yaşam sorgulamaları içinde geçen hayatını en ince ayrıntıları ve güzel tasvirlerle okumamız da büyük bir etki yaratıyor.
New York’ta kürtaj yüzünden başı derde giren bir kadın hekim olarak yaşamış Madame Restell olarak bilinen Ann Trow Lohman‘ın gerçek yaşamına dayalı bu hikaye 1800’lerin Amerika’sını yansıtan harika bir dönem kitabı!
Ben zaten tarihi kitaplara bayılırım, bu kitap da çok sevdiklerim arasına hızlı bir giriş yaptı! Kesinlikle kaçırmamanızı tavsiye ederim ;)

Muhafazakâr bir dönemin skandallaşmış manşetlerindeki gerçek bir hikâye üzerine kurulu Kötü Şöhretim, yoksul bir aileden geldiği halde çok başarılı olmuş ve çok da tartışmaya yol açmış ebe Axie Muldoon’un portresini çiziyor.
Kardeşlerinden ayrı düşen ve bir doktora çıraklık eden Axie, birkaç şişe “kadınlara özgü şikâyetleri rahatlatan aylık toz” satışını, “Madam X” olarak tanındığı başarılı bir kadın doktorluğuna çevirir ve bataklıktan çıkıp, Beşinci Cadde’nin ışıltısına yükselir; doğru olanın, herzaman hukuka uygun olmayabileceğini ve” güven bana” diyen bir erkeğe asla güvenmemesi gerektiğini keşfeder. Peki ya o adam, romantik ruhlu, dayanılmaz bir tehlike severse?
Çok geçmeden, Axie’nin yaptığı tercihler onu, dönemine ateşli karakterlerinden biri ve Ahlaksızlığı Önleme Cemiyeti’nin kurucusu olan Anthony Comstock ile bir çatışma içine sokar. Axie, kendisini ve ailesini mahvolmaktan kurtarabilecek ve Comstock’u atlatabilecek midir? Tarihî bir dönemin hararetli politik ikliminin yalın bir yorumu, bir aşk hikâyesi ve bir aile efsanesi olan Kötü Şöhretim, zorlu bir dünyada boyun eğmez bir mücadele veren bir kadının masalı. Axie Muldoon, çağlar boyu bir kahraman olarak kalacak.

“Yalnızca olağanüstü bir kitap değil; aynı zamanda kadınlara dair sürükleyici bir belgesel-drama. Başarı ve sefalet, feminizm ve para, kelimenin tam anlamıyla ‘kanlı’ ikilemler…”
-EmmaDonoghue, ODA adlı romanın yazarı
(Tanıtım Bülteninden)

  • Kötü Şöhretim
    Orjinal isim: My Notorious Life
    Yazar: Kate Manning
    Çevirmen: Zeynep Ünalan
    Sayfa Sayısı: 526
    Yayınevi: Hyperion Kitap

Kate-Manning-AuthorKate Manning is the author of the critically-acclaimed novels, Whitegirl, and My Notorious Life. O, the Oprah magazine called My Notorious Life “a daring page-turner, meticulously researched and astonishingly current.” NPR’s Kurt Anderson said, “It’s a fantastic yarn…absolutely Dickensian.” And novelist Marisa Silver writes, “Kate Manning has taken a little-known nugget of history and spun it into a remarkable novel that is mesmerizing and resonant. Her New York City of the late 19th century is passionately evoked, and Axie Muldoon is as fierce and alive a character as I have read in recent fiction. In its exploration of a subject no less pressing now than it was over a hundred years ago, My Notorious Life is an essential novel for our time.” A former documentary producer for WNET-13, where she won two Emmy Awards, Kate has written for the New York Times, the Washington Post, Glamour and More magazines among others. She has taught creative writing at Bard High School Early College in Manhattan, where she lives with her family, and a dog named Moon, who walks her regularly.

http://katemanningauthor.com/

 

Kayıp Şeyler Kitabı

kayip-seyler-kitabiKayıp Şeyler Kitabı, bizleri karanlık masallarla çevrili bir hikâyenin içine çağırıyor. Bu kitapta Kırmızı Başlıklı Kız, Hansel ve Gretel, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler gibi çocukluğumuzdan bildiğimiz pek çok tanıdık masalla karşılaşıyoruz. Tabii bu masallar bizim bildiğimiz gibi değil oldukça karanlık ve gerilimli. Öyle ki her bir masalla karşılaştığımız bölümde kitaba daha da bir gömülüp acaba sırada ne var diye merak etmekten kalkıp kitabın yanına eşlik edecek sıcak bir çey bile alamadım :) Hâl böyle olunca “Kayıp Şeyler Kitabı” benim her şeyiyle çok beğendiğim bir kitap oldu.
Tekinsiz bir atmosferde geçen ve oldukça doyurucu olan bu kitabı bütün masal, gerilim ve fantastik kitap meraklılarına tavsiye ederim.

Kitap, 12 yaşındaki baş karakterimiz David’in annesini kaybetmesiyle başlıyor.
David son hastalık dönemini saymazsak birlikte pek çok şey paylaştığı ve çok sevdiği annesini kaybetmiş, dünyası kararmıştır. Annesinin ölümüyle onunla beraber paylaştığı kitaplara daha çok sığınır olmuş ve babasıyla da az da olsa beraber vakit geçirmeye başlamışlardır.. İşte bu zamanlardan birinde babasıyla beraberken yanlarında Rose isimli bir kadın belirir. David bu durumdan şüpelenir ve şüphe etmekte de haklıdır Rose onların iki kişilik hayatlarına çoktan dahil olmuştur. İşte David tam da bu sıralarda arka arkaya nöbetler geçirmeye başlar ve daha sonraları başına çok işler açacak olan Çarpık Adam ile karşılaşır.
Babasının Rose ile evlenip onun şehir dışındaki büyük evine taşınma kararının üstüne bir de yeni bebek haberi David’i gün geçtikçe daha fazla kendi içine dönmeye zorlamış ve babasını elinden aldığı için Rose ile yeni doğan kardeşine düşmanca bir tavır almasına neden olmuştur. Eskiden Rose’un küçükken kaybolan amcasına ait kitaplarla dolu çatı katındaki odasında uzun vakitler geçiren David, Çarpık Adam’ın kendisine daha da yaklaşmaya başladığını hisseder. Gerçek dünyada neye tutunacağını bilemeyen David, gün geçtikçe her şeyin daha da berbat olduğunu düşünmektedir. Ve bir gün bahçedeki bir boşluktan başaka bir dünyaya adım atar. Fakat bu dünya kendi berbat dünyasından kat kat daha kötüdür ve kötülüğün nereden geleceği de belirsizdir. Kurtlar değişim geçirmiş birer cani iken prensesler hiçte uysal ve ağırbaşlı değildir. Annesini bulacağına inandığı  o karanlık dünya David’i adım adım çocukluktan yetişkinliğe hazırlayan sallantılı bir köprü olacaktır.

“David cesur olmuştu. Annesi’de cesur olmuştu. Ancak cesaret yeterli olmamıştı işte. Burası cesareti ödüllendiren bir dünya değildi. David bu konuda daha çok düşündükçe, böyle bir dünyanın parçası olmayı daha az istiyordu.”

‘Hayal edebildiğiniz her şey gerçektir.’

On iki yaşındaki David, çatı katındaki odasında, kaybettiği annesinin yasını tutuyor.
 Kızgın ve yalnız bir halde olan David sadece raflarındaki kitaplarla dostluk kuruyor.
 Fakat bu kitaplar, karanlıkta David ile fısıltıyla konuşmaya başlıyor ve David,
sevgili annesinin çok sevdiği mitlere ve peri masallarına sığındıkça gerçek dünyanın ve
 hayal dünyasının bir biri içinde erimeye başladığını farkediyor.
Çarpık Adam dudaklarında dalgacı bir tebessümle geldiğinde, gizemli bir bilmece gibi şifreli bir şeyler söylüyor:
“Hoşgeldiniz Majesteleri. Yeni kralımıza selamlar olsun.”

Avrupa’da savaş devam ederken, David ölümcül bir hızla hem kendi hayalinin ürünü olan
 hemde ürkünç bir gerçeklik taşıyan bir diyarın içine çekiliyor.
 Bu diyar, David’in kendi dünyasının mitler, masallar, kurtlar ve kurtlardan daha beter kurtlar ile
dolu korkunç bir yansıması ve kendi sırlarını gizemli bir efsanevi kitapta saklayan silik bir kral tarafından yönetiliyor.

‘Ustalıkla dokunmuş, dokunaklı bir masal’
-TheTimes-

  • Kayıp Şeyler Kitabı
    Özgün Adı: The Book of Lost Things
    Yazar: John Connolly
    Çevirmen: Zeynep Ünalan
    Sayfa Sayısı: 440
    Yayınevi : Hyperion Kitap

John-Connolly_John Connoly 1968 yılında Dublin’de doğdu. Çıkış romanı olan Every Dead Things, onu süratle gerilim yazarları sıralamasının tepesine taşıdı ve takip eden bütün romanları, Sunday Times’ın çok satanlar listesine girdi. Amerikalı olmadığı halde US Shamus ödülünü kazanan ilk yazardır. Romanları hakkında daha fazla bilgi için yazarın, http://www.Johnconnellybooks.com adresindeki web sitesini inceleyebilirsiniz.