Evdeki Düşmanlar

Benim keyiften yayıla yayıla okuduğum “Evdeki Düşmanlar” Lindsey Davis’in pek eğlenceli “Flavia Albia” serisinin ilginç karakterler ve doyurucu bir gizem sunan ikinci kitabı.

Lindsey Davis’in kalemini İlk kitapta (şurada) çok sevmiş ve daha fazla Flavia Albia macerası okuma isteğimi bastıramamıştım. Pek sevgili yazarımız ikinci kitapta -ilk kitaba göre- anlatım güzelliğini ve eğlence dozunu kat kat arttırarak beni yeniden kendine hayran bıraktı. Ayşen Anadol çevirisiyle gayet güzel ve eğlenceli bir polisiye okurken Antik Roma’da kölelerin yaşamı hakkında deriiin ve ayrıntılı bilgi sahibi olmamız da cabası.

İlk macerasında kendine has yöntemleri ve inatçılığıyla kendini sevdiren Flavia Albia formunu zerre kaybetmediği ikinci macerasıyla bir kez daha gözüme girdi :D
Bu seri oldukça ilginç hale geliyor demedi demeyin a dostlar ;) Sıradaki Flavia Albia kitabı için ben oldukça heyecanlıyım! 

Gözüpek bilgi toplayıcımız yine iş başında…
Ufak bir klasik aile tatilinden sonra şehre dönen Flavia, müdavimi olduğu Hayalperest’de oldıkça tanıdık biriyle karşılaşır. Üstelik bu tanıdık peşinde Flavia için hem zor hem de dikkat çekici bir iş getirmiştir. Yıldızlı bir Haziran gecesi yeni evli bir çift cinayete kurban gitmiş üstelik evdeki pek kıymetli gümüşleri de cinayeti işlediği düşünülen soyguncular tarafından çalınmıştır. Konu araştırılsa da suçlayacak kimse bulunamayınca suç pek tabii kölelerinin üzerine kalacağından hepsi toplanıp Ceres tapınağına sığınmışlardır. Bu olay sonucunda acil bir sonuç beklenirken Flavia evinden bir süre uzaklaşarak bu karmaşık cinayeti çözmeye çalışacaktır. O parçaları bir araya getirmeye çalışırken ortada dönen işler ve yan karakterler ise apayrı bir olay.

Antik Roma’da kölelerin sayısı özgür vatandaşlardan çok daha fazlaydı. Romalıların en çok korktukları insanlar, ‘evdeki düşmanlar,’ çatılarının altındaki kölelerdi. Yeni evli bir çift kendi odalarında ölü bulunduğunda, evdeki köleler başlarına gelecekleri biliyorlardı. Sığınak olarak dokunulmazlığı olan Ceres Tapınağına kaçarlar. Her taraftan baskı altında kalan yetkililer çözüm arayışı içindedir. Lindsey Davis’in bu seferki gizeminde, tıpkı babası Didius Falco gibi özel bilgi toplayıcısı olan Albia’dan cinayeti çözmesi istenir.

“Davis Nisan Şenliği’nin devamında, güçlü bir kadın ana karakter ortaya koyuyor ve mekanı parlak bir biçimde tasvir ediyor: paranoyak bir hükümdarın çoğu zaman ölümcül güvensizliklere sebep olduğu, zehirli bir şehir.”
–Publishers Weekly

“Eğlenceli ve ustaca örülmüş. Albia, soyağacına akıllı ve çekici bir ek ve bir Davis romanında her zaman olduğu gibi anlatım o kadar keyifli ki, bıraktığı son izlenim iç ısıtıcı ve ferahlatıcı.”
–The Guardian

“Davis, geniş birikimini ve parlak üslubunu okurlarını antik Roma’nın içine çekmek için bir araya getirmiş. Şehrin insanları ve mekanları hem otantik hem de tanıdık…”
–Library Journal

Lindsey Davis, 1949 yılında Birmingham’da doğdu,Oxford Üniversitesi’nde (Lady Margaret Hall) İngiliz edebiyatı diplomasını aldıktan sonra memur oldu. 13 yıldan sonra memuriyetinden ayrılmış ve 1985’te düzenlenen Georgette Heyer Tarihi Roman Ödülü için roman yazmaya karar vermiş ve böylece yazarlık kariyerine adım atmıştır. Bilinen en ünlü kitapları antik Roma’da geçen Didius Falco’nun tarihsel suç romanlarıdır.

Reklamlar

Sevginin Bağladıkları

Agatha Christie, benim en sevdiğim yazarlardan biri. Öyle böyle değil gerçekten çok seviyorum ve kitaplarını fırsat bulup -onyüzbinmilyonkere- tekrar tekrar okumayı çok istiyorum. Agatha Christie, o keyifle okunası eşsiz polisiyelerinin yanı sıra bir de Mary Westmacott takma adıyla altı tane duygusal roman yazmış. Uzun yıllar sadece polisiyelerinden tanıdığım bu özel yazarın bir de duygusal romanlar yazdığını öğrenince -hiç şaşırmamış üstüne bir de mutluluktan havalara uçmuştum. Heyecanlı suç romanlarını severek okuduğum bir yazarın, insan ilişkileri üzerine böylesine güzel yazdığı kitaplarını okumak da son derece keyifli. İşte Agatha Christie’nin duygular üzerine yoğunlaştığı bu 6 kitaptan 5.si de “Sevginin Bağladıkları” adıyla kısa bir zaman önce dilimize çevrildi -geriye kaldı son bir kitap-.

“Sevginin Bağladıkları” iki kız kardeş arasındaki sevgiden yola çıkarak sevginin omuzlara bindirdiği ağırlığa ustaca değiniyor. Laura küçük erkek kardeşi Charles öldükten sonra evin tek çocuğu olmaya kendini fazlaca kaptırmıştır. Bir süre sonra Laura’nın hiç beklemediği bir şey olur ve bir kardeşi daha olur. Shirley adını verdikleri bu güzel bebek ilk başta Laura’nın bütün kalp acısını üzerinde toplasa da bir süre sonra işler değişecek ve sevgi devreye girecektir.

Kitapta Laura’yı çocukluktan yetişkinliğe doğru geniş bir çerçevede tanıma fırsatı buluyoruz. Christie, karakterleri, sevgi anlayışlarını, tercihlerini, yaşadıklarını ve sonuçlarını o kadar güzel yazmış ki. Benim en çok hoşuma giden şeylerden biri Laura’nın -favori karakterlerimden biri olan- Bay Baldock ile olan diyalogları oldu. Ve nihayetinde Sevginin Bağladıkları’nı son derece keyifle okuduğum bir Agatha Christie kitabını daha bitirmenin mutluluğuyla kitaplığıma yerleştirdim ;)Kitabın kapağı ne kadar da hoş değil mi!

“Bazı zamanlar sorumluluklarınızı yerine getiremezsiniz. İşte o zaman bu yükü sizin adınıza başkası taşır…”
Agatha Christie

Bir kardeşi olacağı haberi Laura Franklin’i çılgına çevirir. Ailenin üzerine titrediği kardeşi Shirley doğduğunda ondan nefret eder.
Fakat bir gece yaşanan bir olay, Laura’nın duygularının değişme- sine neden olur. O günden sonra küçük kardeşini korumaya yemin eder.
Shirley özgürlük ve aşk özlemi çekerken, Laura sevginin tek taraflı olamayacağını öğrenir. Kız kardeşine duyduğu sevginin ağır yükü her ikisinin de hayatlarını dramatik biçimde etkiler
Sevginin tutku haline dönüşünü dile getiren bir roman…

“Hikâye anlatma sanatının en güzel örneklerinden biri.” Times Literary Supplement

  • Sevginin Bağladıkları
    Özgün Adı: The Burden
    Yazan: Agatha Christie (Mary Westmacott)
    Çevirmen: Çiğdem Öztekin
    Sayfa Sayısı: 272
    Yayınevi: Altın Kitaplar

Babası Frederick Alvah Millet, Agatha henüz küçük yaştayken öldü. Annesi tarafından evde eğitilen küçük kız, yalnız bir çocukluk geçirdi. Küçük yaşta öyküler yazmaya başladı. 16 yaşında, şan öğrenimi görmek üzere Paris’e yollandıysa da kısa sürede bundan vazgeçti. Ciddi anlamda ilk edebi denemeleri, duygusal konuları ele alan öyküler oldu. 1914’te Albay Archibald Christie adlı bir albay pilot ile evlendi ve yeniden Fransa’ya gitti. Oradayken vakit geçirmek üzere okuduğu dedektif öykülerinin daha iyilerini yazabileceğini düşünerek ilk polis romanı olan The Mysterous Affair at Styles’ı (Styles’daki Esrarengiz Olay) yazdı. Kitap çeşitli yayınevinlerince geri çevrildikten sonra 1920’de Bodley Head Yayınevi tarafından kabul edildi. Styles, Agatha Christie’nin ilk Hercule Poirot’u romanıdır.

Hercule Poirot, zekası, espri yeteneği, keskin gözlemciliği ve Avrupalı inceliği ile seçkinleşen Belçikalı bir dedektiftir. Cinayetleri “küçük gri hücreler” dediği beynini kullanarak çözmesi ve bu arada da İngiliz yüksek sınıfının özel yaşamının saklı yönlerini ortaya dökmesi ile tanınır. Agatha Christie’nin arka arkaya yazmaya başladığı polis romanları Poirot tipine uluslararası ün kazandırdı. Yazar ayrıca Miss Marple adının verdiği bir tip daha yarattı. Sevimli bir yaşlı kız olan amatör dedektifMiss Marple da çok tutuldu. 1928’de ilk kocasından boşanıp Max Mallowan’le evlendikten sonra birçok ülke gezip görme fırsatı bulan Christie’nin romanları 1930’larda çoğunlukla uluslararası mekânlarda geçmeye başladı.

Hayranlarınca her kitabı beğenilmekle birlikte, Agatha Christie’nin edebi kaygılarla yazdığı bazı romanlar eleştirmenlerin de dikkatini çekti. On Küçük Zenci ise polis romanının klasikleri arasındadır. Agatha Christie, İngiliz töre romanı geleneğinde yazdığı polis romanları ile dünya edebiyatında kendine özgü bir yerin sahibi olmuştur.

Christie 1971 yılında, İngiltere’nin en yüksek onur ünvanı olan Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı ünvanını almıştır.Yazar, 12 Ocak 1976 yılında yaşama veda etmiştir.

Esrarengiz Çiçekler

Vee sıra geldi Enola Holmes serisinin üçüncü kitabına. Bu seriye olan sevgim gitgide büyümeye devam ediyor :) Nancy Springer, şifreler ve ip uçlarıyla merak uyandıran gizemleri birleştiriyor bize de kitabın keyfini çıkartmak kalıyor…
“Esrarengiz Çiçekler” adlı bu kitapta Sherlock Holmes’un sağ kolu Dr. Watson’ı kaçırılır ve bunu öğrenen Enola hemen davaya atılır. Tanışır tanışmaz çok sevdiği Dr. Watson’a neler olduğunu öğrenmeden rahat edemeyecektir. Bilimsel metotlar kullanarak kayıpları bulan bir uzman olarak işe koyulur. Abilerinden gizlenmek için kılıktan kılığa giren Enola’nın büründüğü kimliklere bir yenisi daha eklenir. ilk iş olarak yeni kılığıyla bayan Watson’ı ziyarete gider. Annesi sayesinde çiçeklerin ne anlama geldiğini adı gibi bilen Enola, o evde gördüğü tuhaf çiçeklerden kuşkulanır ve kimin gönderdiğini araştırmaya başlar.  Enola Holmes her zamanki gibi değişik bir dış görünüş, çiçeklerin dili ve birazda cesaretle üstesinden gelemeyeceği iş olmadığını kanıtlar. Ama bir yandan da abilerinin peşinde olduğunu bilen Enola, hala yalnız ve temkinlidir.
Abileriyle aralarındaki kovalamacanın neticesi ve uzun zamandır nerede olduğunu bile bilmediği annesi ile ilgili ilerde neler olacağına dair bir dizi düşüncem var 🤔 bu sebeple hikayenin gidişatını çok merak ediyorum.
Erkek egemen toplumda tek başına ayakta duran, cesur ve akıllı bir kadın kahramanı okumak çok güzel. Nancy Springer’e bizi böylesine harika bir karakterle tanıştırdığı için teşekkür etmek gerek :) Serinin 1. kitabı burada  2. kitabı ise şurada

Sherlock Holmes’un en yakın dostu ve sağ kolu Doktor Watson’ın ansızın ortadan kaybolması herkesi çok şaşırtır. Olay, Enola’nın ilgisini çeker, fakat genç dedektifimiz, ağabeylerinden de kaçtığı için dikkatli davranmak zorunda. Bayan Watson’ı ziyarete gittiğinde evde gördüğü esrarengiz çiçeklerden şüphelenen Enola, çiçekleri göndereni bulmak için hemen harekete geçer. Acaba Enola bu esrarengiz çiçeklerin sırrını ortaya çıkarmayı ve ağabeylerine yakalanmadan Doktor Watson’ın hayatını kurtarmayı başarabilecek mi?
(Tanıtım Bülteninden)

Aylak Zevkler Kitabı

Dan Kieran ile birlikte yazdığı Aylak Zevkler Kitabı’nda “Bu kitabın amacı, hayattaki en güzel şeylerin bedava olduğunu kanıtlamak.” diye başlıyor söze Tom Hodgkinson. Bu ve buunu takip eden cümleleri bana Sokrates’in pazar yerine hiçbir şey almadan hayatta sadece ne kadar az şeye ihtiyacı olduğunu görmek için gidişini anımsattı. Tom Hodgkinson -ve Dan Kieran- adını daha önce duymamıştım, meğer İngiltere’nin uzman aylaklarından sayılırlarmış :) Ve aylaklık üzerine harika bir kitap yazmışlar.

Uzman aylaklardan basit ve keyifli tavsiyelerle dolu bu kitabı açıkçası bir kez okuyacağım çerez bir kitap zannetmiştim ama yanılmışım. Hiç beklemediğim kadar sevdiğim bir kitap oldu. Bu yüzden bir süredir elimin altında tutuyorum ve rastgele açıp birer bölüm okuyorum. İçindeki her başlık bir sayfa metin ve bir sayfa siyah-beyaz illüstrasyondan oluşuyor. Ged Wells’e ait bu illüstrasyonlar da kitaba pek yakışmış doğrusu.
Aylak Zevkler Kitabı, kısa bölümlerden oluşması nedeniyle çarçabuk okunuyor ama ben birazcık aylaklık edip tadını çıkartmayı seçtim ;) Balkon, Çayın Demlenmesini Beklemek, Çiçek Düzenlemek, Çamaşır Asmak, Hastalanmak, Mektupları Açmamak, Mektup yazmak, Şiir okumak, Atkestanesi ve daha neler neler :)  Bu güzel başlıkların sonu gelmez hatta listenin ucuna kendi aylak zevklerimizi de iliştirebiliriz. Okurken tatlı bir keyif veren ve bazı konularda ciddi bir aydınlanma yaşatan Aylak Zevkler Kitabı’nı ben pek sevdim!Tom Hodgkinson’ın “How to Be Idle: A Loafer’s Manifesto” “How to Be Free” ve “Idle Parent” “The Ukulele Handbook” gibi adlarından ne kadar ilginç olduğu belli olan başka kitapları da varmış!

Eğlenmek için para ödemek zorunda olmadığımıza, her gün yaptığımız, hem de tek kuruş harcamadan yaptığımız işlerin birer zevke dönüşebileceğine inanın. Sizi hayatın koşuşturmasında savrulmaktan kurtaracak bu basit zevkler, biraz yavaşlayıp hayatınızın her anını hissederek yaşamanıza yardımcı olacak.

Bazen yalnızca çayın demlenmesini beklemeniz gerektiğini öğrenecek, aslında melankolinin bile tadını çıkarabileceğinizi göreceksiniz. Bu aylak zevklere kendi bulduklarınızı da ekleyebilir, yavaş yaşamayı hayatınızın bir parçası haline getirebilirsiniz. Aylaklığın güzelliğinin farkına varın. Ama önce bir yere uzanıp biraz kestirmeye ne dersiniz?

İngiltere’nin iki uzman “aylağı” Dan Kieran ve Tom Hodgkinson, hayattaki basit zevkleri, Aylak Zevkler Kitabı’nda bir araya getiriyorlar.

İnceden kendinizi şımartmaya özendiren bu kitap, “Çayın Demlenmesini Beklemek” ve “Ateşle Oynamak” gibi bölümlerin felsefi derinliği içinde, telaşsız bir anlatım sunuyor.
-Steven Poole – The Guardian-
(Tanıtım Bülteninden)

Tom Hodgkinson, 1968 doğumlu İngiliz yazar ve 1993 yılında arkadaşı Gavin Pretor-Pinney ile kurduğu The Idler‘in editörüdür. http://idler.co.uk/

https://www.goodreads.com/author/show/13793.Tom_Hodgkinson

 

Çizerin web sitesi ise burada; http://www.gedwells.com/