“İnsan Kendine İyi Gelir” ve “Gizli Sevenler Cemiyeti”

gizli-sevenler-cemiyeti Ahmet Büke, büyük başarı yakalayan “İnsan Kendine İyi Gelir” adlı kitabından sonra “Gizli Sevenler Cemiyeti” ile bir ege mahallesinden insan ruhunun derinliklerine dokunan öyküler anlatmaya devam ediyor.
Yazarın düzenli yayınlanan öykülerini takip edip kalemini seven okurları pek bi mutlu eden bu iki kitap hem On8 Blog’da yayınlanan hem de yayınlanmamış Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi öykülerinden oluşuyor.  Kısa ve etkileyici diyalogları, enteresan karakterleri ve öz yapısıyla göz dolduran bu öyküleri öyle çok sevdim ki dönüp dönüp tekrar okuyasım var.

“Beni ne bekliyordu, bütün bunlar ne anlama geliyordu, bilmiyordum. Sormadan yaşamayı öğrenmiştim”

Ahmet Büke’den yeni “Sosyal Ayrıntılar”! Aşklara meftun, hikâyelerden mecnun bir mahalle… İki şey bizi hayatta tutar: Tokluk ve kararında hararet. Ben bunlara basarak suyun üstünde kaldım. Onların kökleri de bu iki ihtiyardaydı. İhtiyar diyorum ama yaşlılık halinin bir evre olduğunu büyüyünce anladım. Çocukken, ben dâhil herkesin ihtiyar olduğunu düşünüyordum: Dedem, babaannem, enginarlar, kediler, yıldızlar, güzel havalar ve arsız soğuklar hep yaşlıydı benim için. Sonra fark ettim ki, anneler ve babalar genç de oluyormuş aslında. Ölüm normalde daha geç gelen bir şeymiş. Oysa bizim evde hemen erişebileceğimiz yerdeydi. Zor günler için anılar biriktirmeyi küçüklükte öğrenen bir genç, Arap Hatçam Teyze, Berber Kâzım, gelip geçenler, konup göçenler… Öyküden öyküye atlanan bu mahallede, çatılar içine çöker, öyküler lodos yer ve hatta, klarnet bir dünyayı yıkabilir!gizli-sevenler-ahmet-büke Çağdaş edebiyatımızın öykü anlatıcısı Ahmet Büke’nin, ON8 Blog’daki “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi” adlı köşesinde her pazartesi yazdığı öyküler, ikinci kez kitaba dönüştü. Dünya Kitap 2015 Yılın Telif Kitabı Ödülü’nü kazanan İnsan Kendine De İyi Gelir ile başlayan yolculuk, Gizli Sevenler Cemiyeti’yle devam ediyor. Birbirinden komik, hüzünlü, tuhaf, hatta gerçekötesi, 24 öykünün derlenmesiyle hazırlanan seçki, yarayı da dermanı da içinde barındırıyor.

  • Gizli Sevenler Cemiyetisosyal-ayrintilar-ansiklopedisi
    Yazar: Ahmet Büke
    Sayfa Sayısı: 156
    Tür: Öykü
    Yayınevi: On8 Kitap
  • İnsan Kendine De İyi Gelir
    Yazar: Ahmet Büke
    Sayfa Sayısı: 200
    Tür: Öykü
    Yayınevi: On8 Kitap

ahmet_buke-150x1501970’te Manisa’da doğan Ahmet Büke, her ne kadar 1997’de İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun olsa da, ancak yazdığı zaman, “Bir işe yaradım sonunda,” diyebilenlerden. Fantastik eserler yayımlayan Ölümsüz Öyküler Yayınevi’nin düzenlediği “Xasiork 2002” kısa öykü yarışmasında “Kayıp Dua Kitabı” adlı öyküsüyle birincilik ödülünü, 2008’de Alnı Mavide (2008) kitabıyla Oğuz Atay Öykü Ödülü’nü, 2011’de Kumru’nun Gördüğü (2010) ile Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. Bize yaşamın acı, tatlı, bazen tuhaf, bazen de acayip öykülerle akıp gittiğini hatırlatan Büke, İzmir Postası’nın Adamları (2004), Çiğdem Külahı (2006), Ekmek ve Zeytin (2011), Cazibe İstasyonu (2012) ve Yüklük (2014) adlı öykü kitaplarıyla dikkat çekti. Öyküleri, E Dergisi, Adam Öykü, Patika, Notos, İzafi ve Özgür Edebiyat gibi dergilerde yayımlanan yazar, edebiyat verimini, yazıdan sonra insanlığın en büyük icadı olarak gördüğü internette de sürdürüyor. ON8 Blog’da tefrika etmeye başladığı İzmirli Bedo’nun öyküleri, Mevzumuz Derin (2013, ON8) adıyla bir ilk romana dönüştü ve aynı yıl Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin (ÇGYD) 2013 Yılın Gençlik Romanı Ödülü’nü kazandı. Büke’nin ON8 Blog’da “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi” adlı köşesinde her hafta paylaştığı öykülerinden bir seçkiyi de içeren İnsan Kendine De İyi Gelir (2015, ON8) adlı öykü kitabı, Dünya Kitap 2015 Yılın Telif Kitabı Ödülü’ne değer görüldü. Aynı yıl, “Hazır Bilgi Serisi” için sıradışı, eski kitapları kendine has anlatımıyla derleyip tanıttığı 100 Tuhaf Kitap yayımlandı. Son kitabı, yine “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi”nden ikinci bir seçkiyi içeriyor: Gizli Sevenler Cemiyeti (2016, ON8). ON8 Blog’daki köşesinde her pazartesi bir öykü yazmaya devam eden Büke, ailesiyle birlikte İzmir’de yaşıyor.

 

 

Reklamlar

Foucault’yu Sayıklamak

Fukoyu Sayiklamak KPK NEWPatricia Duncker’ın ödüllü ilk romanı “Foucault’yu Sayıklamak” ON8 Kitap’ın yeniler rafında kısa bir süre önce boy göstermeye başladı. “Foucault’yu Sayıklamak”, ince ince işleyen kurgusu ve olabildiğince özenli diliyle yazarlığın ve okurluğun sağlam tutkusuna açıklıkla değinen oldukça cesur ve etkileyici bir hikaye sunuyor.
Kitapta karşımıza çıkan şey bir yanda yazarının peşine düşen bir okur diğer yanda okuru için yazan bir yazar, yani sizin anlayacağınız derinlikli bir okur-yazar ilişkisi.
Kitapta bahsi geçen Paul Michel gerçek bir yazar değil ama öyle olmasına rağmen kitabı bitirene kadar sanki gerçekte öyle bir yazar varmış hissine fazlasıyla kapıldığımı farkettim. Bu anlamda yazarın kalem kullanmaktaki başarısı kendini kat kat göstermiş diyebilirim. Kitapta Paul Michel-Foucault mektuplaşmalarının yer aldığı bölüm is ayrı bir hoşuma gitti. Son olarak Foucault hakkında bilgi sahibi olanlar Paul Michel karakterinde ve kitap genelinde bir sis bulutu misali kendini hissettiren Foucault’nun izini rahatlıkla bulacaklardır. Meraklılarının kitabı bu yaz okumadan geçmemesini öneririm.
Herkese iyi okumalar…

Genç doktora öğrencisinin Paul Michel kitapları üzerine tez hazırlarken çaıştığı kütüphanede yine kendisi gibi tez hazırlayan bir öğrenci olan Germanist’le yolları kesişir.  Adını bilmediğimiz genç öğrenci, o zamana değin Paul Michel hakkındaki tezinde pek de ilerleme kaydedememiş bir haldeyken hayatına Germanist’in girmesi ve o baskın tarzıyla onu, bir akıl hastanesinde olduğu zannedilen  Paul Michel’i bulması için iteklemesiyle ucu açık bir yola dönüşü olmayacak bir şekilde girmiş olur. Öğrenci nerede nasıl bir halde bulacağını bilmediği ödüllü eşcinsel Fransız yazarı için Fransa yollarına düşmesiyle artık sadece onun metinleri üzerinde çalışmayacak, onunla yüz yüze konuşup neler düşündüğünü de öğrenme fırsatı yakalayacaktır.

Her şey bir doktora teziyle başladı. Öğrencinin, Fransız yazar Paul Michel üzerine hazırladığı tez, alelade bir akademik çalışmadan farksızdı. Cambridge Üniversite Kütüphanesi’nin tozlu rafları, profesörlerin bıkkın bakışları, metinlerin alışıldık incelemelerinden örülü bir yolda, anlamlar ve çağrışımlar arasında ilerliyordu.
Şikâyeti de yoktu, heyecanı da.

Oysa, birileri bu heyecanı fazlasıyla duyuyordu. Öğrenci, satırların ardındaki kişiye dokunmak üzere olduğunun ve benzerini tatmadığı duygulara doğru sürüklendiğinin farkında değildi… İngiliz yazar Patricia Duncker, metinle çıkılan özgün yolculuğun ve okurla yazar arasındaki saklı tutkunun izini sürdüğü ödüllü romanıyla ilk kez Türkçe’de.

“Hep birlikte bekledik. Ellerim, Paul Michel’le görüşmemin engellenebileceği korkusuyla terden sırılsıklam olmuştu. Durgun, esintisiz havada ve yapay ışık altında oturup lekeli spor ayakkabılarımı izleyerek, kendimi sefaletin kollarına bıraktım. Sonra bir mucize oldu. Bir el usulca omuzuma dokundu. Başımı kaldırdım ve Paul Michel’in bana hınzırca sırıttığını gördüm; dünkü bembeyaz önlüklü hemşire de hemen arkasında duruyordu.”

  • Foucault’yu Sayıklamak
    Özgün Adı: Hallucinating Foucault
    Yazar: Patricia Duncker
    Türkçesi: Murat Özbank
    252 sayfa
    ON8 Kitap

1951’de Jamaika’da doğan Patricia Duncker, Cambridge’deki Newnham College’da İngiliz dili ve edebiyatı okudu. Oxford’daki St Hugh’s College’da İngiliz ve Alman Romantizmi üzerine doktorasını tamamladı. Hayatının önemli bir kısmını yolculuklara ayıran yazar, yılın belli zamanlarında Almanya’da ve Fransa’da dersler veriyor. 2007’den beri yaşadığı Manchester’da Romantik Dönem, Victoria Dönemi ve çağdaş İngiliz edebiyatı üzerine dersler vermeyi sürdürüyor. İlk romanı Foucault’yu Sayıklamak’la (Hallucinating Foucault, 1996) hem Dillons İlk Roman Ödülü’nü ve McKitterick Ödülü’nü kazandı, hem de başka ödüllere aday gösterildi. Miss Webster and Chérif (Bayan Webster ve Chérif, 2006), The Strange Case of the Composer and his Judge (Bestecinin ve Hâkiminin Tuhaf Davası, 2010), Monsieur Shoushana’s Lemon Trees (Mösyö Shoushana’nın Limon Ağaçları, 1997) ve Sophie and The Sibyl (Sophie ve Kâhin, 2015) yazarın dikkati çeken kitapları arasında. Aynı zamanda, Sisters and Strangers: An Introduction to Contemporary Feminist Fiction (Kız Kardeşler ve Yabancılar: Çağdaş Feminist Edebiyata Giriş, 1992) ile yazarlık ve edebiyat üzerine yazılarının yer aldığı Writing on the Wall (Duvara Yazmak, 2002) adlı incelemeleri de bulunan, edebiyat üzerine pek çok deneme ve makale yayımlayan Duncker, akademisyenliğin yanı sıra editörlük de yapıyor.

Kuyrukluyıldız Eken Adam

kuyrukluyildiz-eken-adam-nanetti

Bol ödüllü İtalyan yazar Angela Nanetti, ON8 Kitap tarafından dilimize çevrilen kitabı Kuyrukluyıldız Eken Adam‘da bir çocuğun umut ve hayallerle örülü dünyasındaki bilinmezlik dolu bekleyişine dair akıllardan çıkmayacak güzellikte masalsı bir hikâye anlatıyor.
Angela Nanetti’nin yumuşak geçişlere sahip anlatımı ile barındırdığı duygu yoğunluğunu çok derinden hissettirebilen bu kitabı çok sevdim! Uzun zamandır bu denli beni etkileyen bir kitap okumamıştım. Yazar, 10 yaşındaki Arno’nun yaşadıklarını o denli yoğun ve gerçekçi aktarmayı başarmış ki her bir satırına hayran olmamak elde değil.
Bana sorarsanız okunacaklar listenizde Kuyrukluyıldız Eken Adam‘a yer açın derim…

Arno, güzeller güzeli annesi Myriam ve küçük kadeşi Bruno ile İtalya’da küçük bir köyde yaşamaktadır. Babasını hiç görmemiş olsa da ona karşı büyük bir sevgi ve inanç duyan Arno’nun yüreğine her yerde konuşulan büyük kuyrukluyıldız haberiyle bir umut gelip yerleşir. Arno, bin yılın en büyük kuyrukluyıldızının gelip, tuttuğu dilek sayeside yıllardır özlemiyle yaşadığı babasını geri getireceğini düşünmektedir.
Annesi ve kardeşiyle yaşadığı küçük mutlu hayat ona kısmen yeterken gerçek dünyanın karanlık yüzü nedeniyle içindeki dünyanın farklı şekillere büründüğünü her geçen gün biraz daha fazla hisseder. Annesinin çalıştığı fırının sahibi Bay Lorenz gözüne daha çok batmaya başlamış, eskiden geceleri dans edip eğlenmeye giden ve ona masallar anlatan annesinin günden güne değişimi de canını bir hayli sıkar olmuştur. Tek kaçış noktasını bir kuyrukluyıldızda bulmuşken ormandaki terk edilmiş kulübenin bir anda tütmeye başlayan bacası, onu içine düştüğü karanlıktan bambaşka bir umut evrenine çekecektir.

Yaşamın ne kadarı hayaldir, hayallere biçilen ömür neyle ölçülür?
“Arno ormandaki adamı düşündüğünde, içinde, hayal gücünü harekete geçiren, yüzlerce soru uyandıran bir merak kıpırdanmaya başladı. Bu gizemli yabancı kimdi? Neden o kulübeye sığınmıştı?
Hayal gücü oradan oraya sıçradıkça, merak umudu besliyor ve yabancı adamın görmediği yüzü babasının bildik yüzüyle yer değiştiriyordu. Ya gelen babasıysa..? Ya onlara sürpriz yapmak için saklanıyorsa..? Belki de yardıma gereksinimi vardı? Belki de Arno’nun yardımına!”

İtalya’nın bir köyünde, herkes yaklaşan kuyrukluyıldızdan söz ediyordu. Böylesi, yıllardır görülmemişti. Ama kimse, göklerin bu makyajsız kraliçesini Arno kadar sabırsızlıkla beklemiyordu. Çünkü onun tek bir dileği vardı: Babasının eve dönmesi. Ancak, ne kardeşi onun kadar önemsiyordu bu dileği, ne de annesi Myriam. Hayatları, onları seven ama kendi prensiplerinden ötesini görmeyen bir adamın yakınında sürerken, köydeki terk edilmiş kulübenin bacası yeniden tütmeye başladı…

Bazen, sadece bize anlatılanın güzelliğiyle ayakta kalmak isteriz. Bazen hayatı, sadece hayallerimizin aydınlattığı kadarıyla görmektir bize iyi gelen. Umutla mutluluk yan yana yürüdüğünde, o yolu başkalarının, kendi doğrularıyla çizmesini istemeyiz. Gerçeklerin yükünü öykülerle hafifleten Angela Nanetti, büyülü bir anlatımla kaleme aldığı romanında soruyor: Mutluluğun ne kadarı uyum ve kabulleniştir, ne kadarı hayal ve arayış?Kuyrukluyildiz Eken kpk ozl

  • Kuyrukluyıldız Eken Adam
    Özgün Adı: L’uomo che coltivava le comete
    Yazan: Angela Nanetti
    Çeviren: Nilüfer Uğur Dalay
    152 sayfa
    ON8 Kitap

 

Angela_Nanetti1942’de İtalya’nın kuzeyinde, Bolonya’ya bağlı Budrio’da doğan Angela Nanetti, Bolonya Üniversitesi Ortaçağ Tarihi Bölümü’nü bitirdi ve İtalyanca öğretmenliği yaptı. Çocuklar ve gençlerle ilgili çok sayıda araştırmaya katıldı; 1995’te de kendini tamamen yazmaya adadı. Le memorie di Adalberto (Adalberto’nun Anıları, 1984), Cambio di stagione (Mevsim Değişikliği, 1988), Angeli (Melekler, 1999), La compagnio della pioggia (Yağmur Kardeşliği, 2009) yazarın çeşitli dillere çevrilmiş eserlerinden bazıları. Yaklaşık yirmi dile çevrilen Dedem Bir Kiraz Ağacı (Mio nonno era un ciliegio, 1998) adlı romanı ise, 2002’de Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü’ne aday gösterildi, 2006 Chronos Ödülü’nü kazandı ve 2011’de Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlandı. 2003 yılında da Il Mondo dell’Infanzia (Çocukluk Dünyası) ile Hans Christian Andersen Ödülü’nü kazanan Nanetti, bir Akdeniz adasının büyülü atmosferinde geçen ve Türkçe’ye de çevrilen duygu dolu gençlik romanı Mistral (2008) ile 2009 Uluslararası Genç Kütüphaneciler Birliği Beyaz Karga Ödülü’ne ve 2011 Montreuil Gençlik Merkezi Pépites d’Or Ödülü’ne değer görüldü. Kuyrukluyıldız Eken Adam’da (L’uomo che coltivava le comete, 2002) sevgiyi ve hoşgörüsüzlüğü aynı umut öyküsünde buluşturan yazarın son kitabı, La città del circo pop corn (Eski Şehir’deki Patlamış Mısır Sirki, 2013). Nanetti, tüm verimiyle 2014’te Astrid Lindgren Anma Ödülü’ne aday gösterildi.

Peri Efsa

ON8 Peri Efsa Bu günlerde açık ara okuduğum en ilginç romanlardan biri Sevgi Saygı’nın kaleme aldığı “Peri Efsa” oldu.
Kitapta, 2. Dünya Savaşı sırasında, hayaletlerle ilgili özel bir yeteneğe sahip olarak dedesinin köşkünde doğan Peri Efsa’nın yaşadıkları ve çevresine etkileri anlatılıyor.
Yazarın seçtiği dönem, anlatım dili ve enteresan bir olay örgüsüyle mükemmel bir şekilde hayat verdiği karakterlerin birleşimi o kadar etkileyici ki kitaptan bir an bile kopmak neredeyse imkansız. Zaten yazarın en büyük kozlarından biri de merak duygusu.  Bu da okurun dikkatini dağıtmadan insanı sarıp sarmalayan bir merakla konuya sıkı sıkıya bağlıyor adeta. Eğer değişik bir şeyler okumayı seviyorsanız mutlaka bu kitapla tanışmanızı tavsiye ederim. Bu arada kitabın kapak tasarımına bayıldım! Benim gibi merak edenler için yazayım ; bu güzel tasarım Huban Korman’a aitmiş :)

Efdal Refik’in köşkünde kızı Belma’nın doğum çığlıkları yükselirken önce tek çocuk olarak doğacağı zannedilen Sermet, sonra köşktekileri büyük bir şoka sokan ikizi Peri Efsa dünyaya gözlerini açar. Sermet annesi tarafından beklenilen erkek bebek olarak yeterince ilgi alaka görürken sonradan aralarına katılan çelimsiz küçük kız Peri Efsa, annesinin ilgisi yerine nefretine maruz kalarak dünyaya gelmesinin ilk gecesinde köşkün küçük yaştaki hizmetçisi Sümbül’ün kollarına bırakılır. İkizlerin ilk günlerinden itibaren dikkat çeken farklılıkları gün geçtikçe belirginleşmeye başlarken Peri Efsa’nın tüyler ürpertici garip davranışları köşktekileri bir hayli endişelendirmeye başlar. Annesi ve babasının Peri Efsa’yı dışlayıp kendi bencil hayatlarına gömüldükçe bütün nefretin odak noktası olarak  baştan beri kabullenemedikleri küçük kızı seçerler. Bir takım özel yeteneklere sahip Peri Efsa’nın hayatının tek ışığı ikizi Sermet ve onu olduğu gibi kabul eden Sümbül’dür. Ve Peri Efsa’nın doğumuyla köşktekilerin en derine gömüp saklamaya çalıştığı sırların gün yüzüne çıkma zamanı gelmiştir.

Geçmişin “gerçek”leri, bugünün yalanları ve bir eve hapsolmuş aile sırları… Artık hiçbiri güvende değil!
“Küçük Perim,” demişti Cemile… Daha önce hiç konuşmadığı bir tarzda konuşuyordu küçük kızla. “Sen henüz kim olduğunu bilmiyorsun. Dikkatli ol bebeğim. Sen bu dünya bahçesinin büyülü çiçeğisin. Ama sana ayrıkotu gibi bakacaklar… Büyümene izin vermezler. Çok, çok dikkatli ol. Konuşma. Sakın konuşma. Anlatma!” O gün konuşmadı Peri Efsa. Ama her çocuk gibi, unuttu.

II. Dünya Savaşı sırasında İstanbul’da bir köşk. Hitler’in 53. yaş gününde doğan iki bebek, Sermet ve Peri Efsa. Birbirine tutkuyla bağlı, ama birbirinen Ay ve Güneş kadar farklı. Sevilen çocuk Sermet, korkulan çok Peri Efsa. Peri Efsa’nın şaşırtan, etkileyen ve korkutan yetenekleri, gizli tutulan suçların ve acıların gölgede kalmasına izin vermiyor. Özellikle de dış işlerinde çalışan babaları Mümtaz Türkmenoğlu için, Peri Efsa büyük bir tehlike.

Türkiye yeni kuruluşun sancılarını yaşar, yakın tarihimizin çalkantılı dönemleri birbirini izler, içeride ve dışarıda yapılan büyük hesaplar küçük insanların evlerine sızarken, Efdal Refik ve ailesinin başı, onları karanlık sırlarıyla yüzleştirecek bir “mucize” ile dertte! Polisiye kurguyu fantastiğin sınırlarında dolaştıran yazar Sevgi Saygı’dan bir ailenin trajedi ve sırlarla dolu öyküsü.

  • Peri Efsa
    Yazan: Sevgi Saygı
    400 sayfa
    Roman
    On8 Kitap

Sevgi Saygı’nın diğer kitapları: “Şimugula” “Babam Nereye Gitti” “Amcama Neler Oluyor” “Gizemli Günler” “Koza”

sevgi.saygi

Sevgi Saygı

Yazar, 1957’de İzmir’de doğdu. 1981’de Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü, 1985’te Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nü bitirdi. Aynı yıl Atıf Yılmaz’ın filmlerinde yönetmen asistanı olarak çalışmaya başladı, senaryo çalışmalarına katıldı. TRT İstanbul Radyosu’nun Arkası Yarın ve Radyo Tiyatrosu kuşakları için kaleme aldığı oyunların yanı sıra, Tiyatro Ti için Hayalet ve Başkan oyununu yazdı. Çalışmalarını senarist olarak sürdüren yazarın Gezgin adlı romanı 2004’te, Koza adlı romanı 2012’de yayımlandı. 2008’de büyük beğeni toplayan Gece Gündüz adlı televizyon dizisinin senaristlerinden biriydi. Romanlarında polisiye türünü öne çıkaran yazar, gerçek ile rüya, anlatı ile fantazya sınırlarında gezen kurgularıyla tanınıyor. Kahramanlarının günlük, doğal diyaloglarını doğallıkla yansıtırken, ruhun ve geçmişin karanlıklarına dalmaktan hoşlanan yazarın kitapları, bugün her yaştan okur tarafından seviliyor. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği’nin (FABİSAD) düzenlediği 2013 Gio Ödülleri’nin öykü dalında “Bebek” adlı öyküsüyle dereceye giren Sevgi Saygı, İzmir’de yaşıyor.