Karda Birdoksan

Bu kitabı Aralık ayının soğuklarında dört gözle kar beklerken okumuştum, o zaman da iyi ki demiştim ve şimdi yine diyorum; kışın soğuklarına oldukça uyan bu kitabı okumaya iyi ki o soğuklarda başlamışım-ah bir de kar yağsaydı daha iyiydi-. Böylece Aylin Gergin’in güzel ve özenli çevirisiyle okuduğum “Karda Birdoksan” severek okuyup etkisine kapıldığım ve hâlâ unutamadığım kitaplardan biri oldu.  Çağdaş Alman gençlik edebiyatının iyi örneklerinden biri olan “Karda Birdoksan”da bize 14 yaşındaki Adrian -ya da en yakın arkadaşı Stella’nın deyişiyle Birdoksan- adlı gencin yaşam sancılarına tanık oluyoruz. Adrian’ın hayatındaki en önemli -ve tek- problemi boyunun yaşıtlarına göre biraz fazlaca uzun olması-1.90- ve hatta uzamaya da devam etmesidir. Hayatındaki en önemli kişi ise beraber büyüdüğü komşusu ve her daim ona güç veren en yakın arkadaşı Stella’dır. Ve işte bir gün gelir tam karşılarındaki üç ölülü diye adlandırdıkları eve gecenin köründe yeni kiracıların taşınmasıyla beraber hayatındaki her şey karmakarışık bir hal alır…

Susan Kreller’ın azar azar ve vurucu dokunuşlarla anlattığı hikâyenin içine öyle bir girdim ki kitabı nasıl bitirdiğimi anlayamadım. Yazar anlatım tarzı ve yöntemiyle hikayesini tıpkı kış soğuğu gibi insanın içine işlemeyi başarıyor. ilk baştan peşin peşin çıkartıp ortaya koyduğu sıkıntıların yanı sıra gizliden ve yavaştan su yüzüne çıkarttığı şeyler de en az onlar kadar derin bir etki bırakıyor.

Kitapta gençlik edebiyatı denilince akla gelen her şey tam da olması gerektiği gibi dozunda ve kararlı bir şekilde kullanılmış -ki bu kitap zaten 2015 Alman gençlik edebiyatı en iyi roman ödülü’nü layık görülmüş. Kitabın kapağı ise -özgün halini göz önüne alırsak- gerçekten güzel olmuş. Genç okurlara kesinlikle tavsiye ederim.

“Sonuçta sadece bir kez tuz ya da şeker ödünç istemenin her şeyi ama her şeyi yerle bir edebileceği,bir sekizinci sınıf öğrencisinin genel kültürüne dahil olmayabilirdi. Ancak Adrian sonradan düşündüğünde, Stella Maraun’un gözüne o saniyelerde bir buz kristali saplandığına yemin edebilirdi. Şüphesiz, Stella Maraun bunun farkında bile değildi ve o saniyeler, Adrian’ın hayatının sallanmaya başladığı anlardı aynı zamanda.”

“Böyle bir şey, ancak biri öldüğünde biter ya da senden ayrıldığında. O zaman geçerlidir üzülmek, o zaman hakkın olur buna.”

  • Karda Birdoksan
    Özgün Adı: Schneeriese
    Yazan: Susan Kreller
    Çevirmen: Aylin Gergin
    Sayfa Sayısı: 228
    Yayınevi: On8 Kitap

Aşk, dondurucu bir soğuktur bazen…

Adrian yutkundu. “Herkes benim bir şey söylememi istiyor, ama ben bir şey söylersem, Stella’nın gideceğini ve onu bir daha, asla göremeyeceğimi düşündüm.”
Biraz sustuktan sonra mırıldanarak devam etti. “Sonuç olarak, hiçbir şey söylemedim ama yine de her şey bitti. Onu görüyorum, ama yine de ona bir daha asla bakamayacağım. En kötüsü de şu: Böyle bir şey, ancak biri öldüğünde biter ya da senden ayrıldığında. O zaman geçerlidir üzülmek, o zaman hakkın olur buna. Ama biz birlikte bile değildik ki…”

İlk arkadaş, ilk aşk, tatlı bir akıntı gibi. İlk kalp sızısı, soğuk, çok soğuk! Giderek uzayan, uzadıkça yalnızlaştıran bir sızı. Dünyadaki yerini anlamaya çalışan bir gencin, umuda, yaşama ve sevgiye tutunmasının hikâyesi.

Alman yazar Susan Kreller, Alman Gençlik Edebiyatı 2015 En İyi Roman Ödülü’ne değer görülen romanıyla ilk kez Türkçe’de! Bir arkadaşlığın ilk aşka dönüşmesini ve ilk kalp kırıklığını yalın üslubuyla anlatan yazar, yaşıtlarından “farklı” bir gencin hissettikleri eşliğinde, “normal” kavramını tartışmaya açıyor. Araya giren mesafelerin değişik hallerini incelikle işleyen kitap, aşkın soğuk yanıyla tanıştırıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

susan-krellerSusan Kreller, 1977 yılında Almanya’nın Saksonya eyaletindeki Plauen şehrinde doğdu. Alman ve İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim aldı. İngilizce’de yazılmış çocuk şiirlerinin Almanca’ya çevrilmesi üzerine doktora yaptı ve bu çalışmasını kitaplaştırdı. Serbest yazar ve gazeteci olarak çalışan Kreller, gençler ve yetişkinler için romanlar dışında, çeşitli dergi ve radyo programları için şiirler ve öyküler de yazdı. 2012’de yayımlanan ilk romanı Elefanten sieht man nicht (Gerçeği Gözardı Edemezsiniz) ile dikkati çeken Kreller, Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü’ne üç kez aday gösterildi ve Karda Birdoksan (Schneeriese, ON8) adlı romanı 2015’te bu ödüle değer görüldü. Son romanı Pirasol 2017’de yayımlanan yazar, ailesiyle birlikte Kuzey Ren-Vestfalya’da, Bielefeld’de yaşıyor.

Reklamlar

“İnsan Kendine İyi Gelir” ve “Gizli Sevenler Cemiyeti”

gizli-sevenler-cemiyeti Ahmet Büke, büyük başarı yakalayan “İnsan Kendine İyi Gelir” adlı kitabından sonra “Gizli Sevenler Cemiyeti” ile bir ege mahallesinden insan ruhunun derinliklerine dokunan öyküler anlatmaya devam ediyor.
Yazarın düzenli yayınlanan öykülerini takip edip kalemini seven okurları pek bi mutlu eden bu iki kitap hem On8 Blog’da yayınlanan hem de yayınlanmamış Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi öykülerinden oluşuyor.  Kısa ve etkileyici diyalogları, enteresan karakterleri ve öz yapısıyla göz dolduran bu öyküleri öyle çok sevdim ki dönüp dönüp tekrar okuyasım var.

“Beni ne bekliyordu, bütün bunlar ne anlama geliyordu, bilmiyordum. Sormadan yaşamayı öğrenmiştim”

Ahmet Büke’den yeni “Sosyal Ayrıntılar”! Aşklara meftun, hikâyelerden mecnun bir mahalle… İki şey bizi hayatta tutar: Tokluk ve kararında hararet. Ben bunlara basarak suyun üstünde kaldım. Onların kökleri de bu iki ihtiyardaydı. İhtiyar diyorum ama yaşlılık halinin bir evre olduğunu büyüyünce anladım. Çocukken, ben dâhil herkesin ihtiyar olduğunu düşünüyordum: Dedem, babaannem, enginarlar, kediler, yıldızlar, güzel havalar ve arsız soğuklar hep yaşlıydı benim için. Sonra fark ettim ki, anneler ve babalar genç de oluyormuş aslında. Ölüm normalde daha geç gelen bir şeymiş. Oysa bizim evde hemen erişebileceğimiz yerdeydi. Zor günler için anılar biriktirmeyi küçüklükte öğrenen bir genç, Arap Hatçam Teyze, Berber Kâzım, gelip geçenler, konup göçenler… Öyküden öyküye atlanan bu mahallede, çatılar içine çöker, öyküler lodos yer ve hatta, klarnet bir dünyayı yıkabilir!gizli-sevenler-ahmet-büke Çağdaş edebiyatımızın öykü anlatıcısı Ahmet Büke’nin, ON8 Blog’daki “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi” adlı köşesinde her pazartesi yazdığı öyküler, ikinci kez kitaba dönüştü. Dünya Kitap 2015 Yılın Telif Kitabı Ödülü’nü kazanan İnsan Kendine De İyi Gelir ile başlayan yolculuk, Gizli Sevenler Cemiyeti’yle devam ediyor. Birbirinden komik, hüzünlü, tuhaf, hatta gerçekötesi, 24 öykünün derlenmesiyle hazırlanan seçki, yarayı da dermanı da içinde barındırıyor.

  • Gizli Sevenler Cemiyetisosyal-ayrintilar-ansiklopedisi
    Yazar: Ahmet Büke
    Sayfa Sayısı: 156
    Tür: Öykü
    Yayınevi: On8 Kitap
  • İnsan Kendine De İyi Gelir
    Yazar: Ahmet Büke
    Sayfa Sayısı: 200
    Tür: Öykü
    Yayınevi: On8 Kitap

ahmet_buke-150x1501970’te Manisa’da doğan Ahmet Büke, her ne kadar 1997’de İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun olsa da, ancak yazdığı zaman, “Bir işe yaradım sonunda,” diyebilenlerden. Fantastik eserler yayımlayan Ölümsüz Öyküler Yayınevi’nin düzenlediği “Xasiork 2002” kısa öykü yarışmasında “Kayıp Dua Kitabı” adlı öyküsüyle birincilik ödülünü, 2008’de Alnı Mavide (2008) kitabıyla Oğuz Atay Öykü Ödülü’nü, 2011’de Kumru’nun Gördüğü (2010) ile Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. Bize yaşamın acı, tatlı, bazen tuhaf, bazen de acayip öykülerle akıp gittiğini hatırlatan Büke, İzmir Postası’nın Adamları (2004), Çiğdem Külahı (2006), Ekmek ve Zeytin (2011), Cazibe İstasyonu (2012) ve Yüklük (2014) adlı öykü kitaplarıyla dikkat çekti. Öyküleri, E Dergisi, Adam Öykü, Patika, Notos, İzafi ve Özgür Edebiyat gibi dergilerde yayımlanan yazar, edebiyat verimini, yazıdan sonra insanlığın en büyük icadı olarak gördüğü internette de sürdürüyor. ON8 Blog’da tefrika etmeye başladığı İzmirli Bedo’nun öyküleri, Mevzumuz Derin (2013, ON8) adıyla bir ilk romana dönüştü ve aynı yıl Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin (ÇGYD) 2013 Yılın Gençlik Romanı Ödülü’nü kazandı. Büke’nin ON8 Blog’da “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi” adlı köşesinde her hafta paylaştığı öykülerinden bir seçkiyi de içeren İnsan Kendine De İyi Gelir (2015, ON8) adlı öykü kitabı, Dünya Kitap 2015 Yılın Telif Kitabı Ödülü’ne değer görüldü. Aynı yıl, “Hazır Bilgi Serisi” için sıradışı, eski kitapları kendine has anlatımıyla derleyip tanıttığı 100 Tuhaf Kitap yayımlandı. Son kitabı, yine “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi”nden ikinci bir seçkiyi içeriyor: Gizli Sevenler Cemiyeti (2016, ON8). ON8 Blog’daki köşesinde her pazartesi bir öykü yazmaya devam eden Büke, ailesiyle birlikte İzmir’de yaşıyor.

 

 

Foucault’yu Sayıklamak

Fukoyu Sayiklamak KPK NEWPatricia Duncker’ın ödüllü ilk romanı “Foucault’yu Sayıklamak” ON8 Kitap’ın yeniler rafında kısa bir süre önce boy göstermeye başladı. “Foucault’yu Sayıklamak”, ince ince işleyen kurgusu ve olabildiğince özenli diliyle yazarlığın ve okurluğun sağlam tutkusuna açıklıkla değinen oldukça cesur ve etkileyici bir hikaye sunuyor.
Kitapta karşımıza çıkan şey bir yanda yazarının peşine düşen bir okur diğer yanda okuru için yazan bir yazar, yani sizin anlayacağınız derinlikli bir okur-yazar ilişkisi.
Kitapta bahsi geçen Paul Michel gerçek bir yazar değil ama öyle olmasına rağmen kitabı bitirene kadar sanki gerçekte öyle bir yazar varmış hissine fazlasıyla kapıldığımı farkettim. Bu anlamda yazarın kalem kullanmaktaki başarısı kendini kat kat göstermiş diyebilirim. Kitapta Paul Michel-Foucault mektuplaşmalarının yer aldığı bölüm is ayrı bir hoşuma gitti. Son olarak Foucault hakkında bilgi sahibi olanlar Paul Michel karakterinde ve kitap genelinde bir sis bulutu misali kendini hissettiren Foucault’nun izini rahatlıkla bulacaklardır. Meraklılarının kitabı bu yaz okumadan geçmemesini öneririm.
Herkese iyi okumalar…

Genç doktora öğrencisinin Paul Michel kitapları üzerine tez hazırlarken çaıştığı kütüphanede yine kendisi gibi tez hazırlayan bir öğrenci olan Germanist’le yolları kesişir.  Adını bilmediğimiz genç öğrenci, o zamana değin Paul Michel hakkındaki tezinde pek de ilerleme kaydedememiş bir haldeyken hayatına Germanist’in girmesi ve o baskın tarzıyla onu, bir akıl hastanesinde olduğu zannedilen  Paul Michel’i bulması için iteklemesiyle ucu açık bir yola dönüşü olmayacak bir şekilde girmiş olur. Öğrenci nerede nasıl bir halde bulacağını bilmediği ödüllü eşcinsel Fransız yazarı için Fransa yollarına düşmesiyle artık sadece onun metinleri üzerinde çalışmayacak, onunla yüz yüze konuşup neler düşündüğünü de öğrenme fırsatı yakalayacaktır.

Her şey bir doktora teziyle başladı. Öğrencinin, Fransız yazar Paul Michel üzerine hazırladığı tez, alelade bir akademik çalışmadan farksızdı. Cambridge Üniversite Kütüphanesi’nin tozlu rafları, profesörlerin bıkkın bakışları, metinlerin alışıldık incelemelerinden örülü bir yolda, anlamlar ve çağrışımlar arasında ilerliyordu.
Şikâyeti de yoktu, heyecanı da.

Oysa, birileri bu heyecanı fazlasıyla duyuyordu. Öğrenci, satırların ardındaki kişiye dokunmak üzere olduğunun ve benzerini tatmadığı duygulara doğru sürüklendiğinin farkında değildi… İngiliz yazar Patricia Duncker, metinle çıkılan özgün yolculuğun ve okurla yazar arasındaki saklı tutkunun izini sürdüğü ödüllü romanıyla ilk kez Türkçe’de.

“Hep birlikte bekledik. Ellerim, Paul Michel’le görüşmemin engellenebileceği korkusuyla terden sırılsıklam olmuştu. Durgun, esintisiz havada ve yapay ışık altında oturup lekeli spor ayakkabılarımı izleyerek, kendimi sefaletin kollarına bıraktım. Sonra bir mucize oldu. Bir el usulca omuzuma dokundu. Başımı kaldırdım ve Paul Michel’in bana hınzırca sırıttığını gördüm; dünkü bembeyaz önlüklü hemşire de hemen arkasında duruyordu.”

  • Foucault’yu Sayıklamak
    Özgün Adı: Hallucinating Foucault
    Yazar: Patricia Duncker
    Türkçesi: Murat Özbank
    252 sayfa
    ON8 Kitap

1951’de Jamaika’da doğan Patricia Duncker, Cambridge’deki Newnham College’da İngiliz dili ve edebiyatı okudu. Oxford’daki St Hugh’s College’da İngiliz ve Alman Romantizmi üzerine doktorasını tamamladı. Hayatının önemli bir kısmını yolculuklara ayıran yazar, yılın belli zamanlarında Almanya’da ve Fransa’da dersler veriyor. 2007’den beri yaşadığı Manchester’da Romantik Dönem, Victoria Dönemi ve çağdaş İngiliz edebiyatı üzerine dersler vermeyi sürdürüyor. İlk romanı Foucault’yu Sayıklamak’la (Hallucinating Foucault, 1996) hem Dillons İlk Roman Ödülü’nü ve McKitterick Ödülü’nü kazandı, hem de başka ödüllere aday gösterildi. Miss Webster and Chérif (Bayan Webster ve Chérif, 2006), The Strange Case of the Composer and his Judge (Bestecinin ve Hâkiminin Tuhaf Davası, 2010), Monsieur Shoushana’s Lemon Trees (Mösyö Shoushana’nın Limon Ağaçları, 1997) ve Sophie and The Sibyl (Sophie ve Kâhin, 2015) yazarın dikkati çeken kitapları arasında. Aynı zamanda, Sisters and Strangers: An Introduction to Contemporary Feminist Fiction (Kız Kardeşler ve Yabancılar: Çağdaş Feminist Edebiyata Giriş, 1992) ile yazarlık ve edebiyat üzerine yazılarının yer aldığı Writing on the Wall (Duvara Yazmak, 2002) adlı incelemeleri de bulunan, edebiyat üzerine pek çok deneme ve makale yayımlayan Duncker, akademisyenliğin yanı sıra editörlük de yapıyor.

Kuyrukluyıldız Eken Adam

kuyrukluyildiz-eken-adam-nanetti

Bol ödüllü İtalyan yazar Angela Nanetti, ON8 Kitap tarafından dilimize çevrilen kitabı Kuyrukluyıldız Eken Adam‘da bir çocuğun umut ve hayallerle örülü dünyasındaki bilinmezlik dolu bekleyişine dair akıllardan çıkmayacak güzellikte masalsı bir hikâye anlatıyor.
Angela Nanetti’nin yumuşak geçişlere sahip anlatımı ile barındırdığı duygu yoğunluğunu çok derinden hissettirebilen bu kitabı çok sevdim! Uzun zamandır bu denli beni etkileyen bir kitap okumamıştım. Yazar, 10 yaşındaki Arno’nun yaşadıklarını o denli yoğun ve gerçekçi aktarmayı başarmış ki her bir satırına hayran olmamak elde değil.
Bana sorarsanız okunacaklar listenizde Kuyrukluyıldız Eken Adam‘a yer açın derim…

Arno, güzeller güzeli annesi Myriam ve küçük kadeşi Bruno ile İtalya’da küçük bir köyde yaşamaktadır. Babasını hiç görmemiş olsa da ona karşı büyük bir sevgi ve inanç duyan Arno’nun yüreğine her yerde konuşulan büyük kuyrukluyıldız haberiyle bir umut gelip yerleşir. Arno, bin yılın en büyük kuyrukluyıldızının gelip, tuttuğu dilek sayeside yıllardır özlemiyle yaşadığı babasını geri getireceğini düşünmektedir.
Annesi ve kardeşiyle yaşadığı küçük mutlu hayat ona kısmen yeterken gerçek dünyanın karanlık yüzü nedeniyle içindeki dünyanın farklı şekillere büründüğünü her geçen gün biraz daha fazla hisseder. Annesinin çalıştığı fırının sahibi Bay Lorenz gözüne daha çok batmaya başlamış, eskiden geceleri dans edip eğlenmeye giden ve ona masallar anlatan annesinin günden güne değişimi de canını bir hayli sıkar olmuştur. Tek kaçış noktasını bir kuyrukluyıldızda bulmuşken ormandaki terk edilmiş kulübenin bir anda tütmeye başlayan bacası, onu içine düştüğü karanlıktan bambaşka bir umut evrenine çekecektir.

Yaşamın ne kadarı hayaldir, hayallere biçilen ömür neyle ölçülür?
“Arno ormandaki adamı düşündüğünde, içinde, hayal gücünü harekete geçiren, yüzlerce soru uyandıran bir merak kıpırdanmaya başladı. Bu gizemli yabancı kimdi? Neden o kulübeye sığınmıştı?
Hayal gücü oradan oraya sıçradıkça, merak umudu besliyor ve yabancı adamın görmediği yüzü babasının bildik yüzüyle yer değiştiriyordu. Ya gelen babasıysa..? Ya onlara sürpriz yapmak için saklanıyorsa..? Belki de yardıma gereksinimi vardı? Belki de Arno’nun yardımına!”

İtalya’nın bir köyünde, herkes yaklaşan kuyrukluyıldızdan söz ediyordu. Böylesi, yıllardır görülmemişti. Ama kimse, göklerin bu makyajsız kraliçesini Arno kadar sabırsızlıkla beklemiyordu. Çünkü onun tek bir dileği vardı: Babasının eve dönmesi. Ancak, ne kardeşi onun kadar önemsiyordu bu dileği, ne de annesi Myriam. Hayatları, onları seven ama kendi prensiplerinden ötesini görmeyen bir adamın yakınında sürerken, köydeki terk edilmiş kulübenin bacası yeniden tütmeye başladı…

Bazen, sadece bize anlatılanın güzelliğiyle ayakta kalmak isteriz. Bazen hayatı, sadece hayallerimizin aydınlattığı kadarıyla görmektir bize iyi gelen. Umutla mutluluk yan yana yürüdüğünde, o yolu başkalarının, kendi doğrularıyla çizmesini istemeyiz. Gerçeklerin yükünü öykülerle hafifleten Angela Nanetti, büyülü bir anlatımla kaleme aldığı romanında soruyor: Mutluluğun ne kadarı uyum ve kabulleniştir, ne kadarı hayal ve arayış?Kuyrukluyildiz Eken kpk ozl

  • Kuyrukluyıldız Eken Adam
    Özgün Adı: L’uomo che coltivava le comete
    Yazan: Angela Nanetti
    Çeviren: Nilüfer Uğur Dalay
    152 sayfa
    ON8 Kitap

 

Angela_Nanetti1942’de İtalya’nın kuzeyinde, Bolonya’ya bağlı Budrio’da doğan Angela Nanetti, Bolonya Üniversitesi Ortaçağ Tarihi Bölümü’nü bitirdi ve İtalyanca öğretmenliği yaptı. Çocuklar ve gençlerle ilgili çok sayıda araştırmaya katıldı; 1995’te de kendini tamamen yazmaya adadı. Le memorie di Adalberto (Adalberto’nun Anıları, 1984), Cambio di stagione (Mevsim Değişikliği, 1988), Angeli (Melekler, 1999), La compagnio della pioggia (Yağmur Kardeşliği, 2009) yazarın çeşitli dillere çevrilmiş eserlerinden bazıları. Yaklaşık yirmi dile çevrilen Dedem Bir Kiraz Ağacı (Mio nonno era un ciliegio, 1998) adlı romanı ise, 2002’de Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü’ne aday gösterildi, 2006 Chronos Ödülü’nü kazandı ve 2011’de Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlandı. 2003 yılında da Il Mondo dell’Infanzia (Çocukluk Dünyası) ile Hans Christian Andersen Ödülü’nü kazanan Nanetti, bir Akdeniz adasının büyülü atmosferinde geçen ve Türkçe’ye de çevrilen duygu dolu gençlik romanı Mistral (2008) ile 2009 Uluslararası Genç Kütüphaneciler Birliği Beyaz Karga Ödülü’ne ve 2011 Montreuil Gençlik Merkezi Pépites d’Or Ödülü’ne değer görüldü. Kuyrukluyıldız Eken Adam’da (L’uomo che coltivava le comete, 2002) sevgiyi ve hoşgörüsüzlüğü aynı umut öyküsünde buluşturan yazarın son kitabı, La città del circo pop corn (Eski Şehir’deki Patlamış Mısır Sirki, 2013). Nanetti, tüm verimiyle 2014’te Astrid Lindgren Anma Ödülü’ne aday gösterildi.