İgi ve Ben Sürpriz Bebek

igi-ve-ben “İgi ve Ben” ne zamandır okumak isteyip de bir türlü fırsat bulamadığım dizilerden biriydi. Neyse ki bu ara kitaplığıma bir çeki düzen verme işine girip kendime yeni bir okuma listesi hazırlamam sayesinde İgi ve Ben’le tanışmış oldum. Dört kitaptan oluşan bu dizi, 9 yaşındaki Flo ve 6 yaşındaki İgi’nin yaşadıklarını bizlere keyifli bir biçimde aktarıyor. Aslında bütün olan biteni-ve tabii ki İgi’yi- büyük kız kardeş olan Flo’dan dinliyoruz. İgi ve Flo karakter olarak birbirlerinden farklı olsalar da evin içinde uyumlu kardeş ilişkisini sürdürmeyi başarıyorlar. İgi nin yaşadıkları ve düşündükleri, etrafında gelişen olaylar ve bu olaylara bakışı çok net ve keyifli bir şekilde anlatılıyor. İgi bu kitapta bebek konusuna fena halde takılmış durumda. En çok da minik bir kardeşi olsun istiyor. Yatıp kalkıp aklından bebek düşüncesini atamayan İgi’yi en sonunda harika bir sürpriz bekliyor. Bu arada elbette İgi başka maceralardan da eksik kalmıyor.  Açıkçası İgi’nin bazı durumlara gösterdiği afacan tepkileri ve çizimlere yansıyan şaşkın suratını ben çok sevdim :) Hatta kitabın çizimlerinde benim gibi evin küçüğü olan İgi’nin suratına bakıp geçmiş hayallere dalmak beni mutlu etti.

Hem tatlı hem inatçı İgi ve ablası Flo’nun aile çevresinde yaşadığı olaylar sıcacık ve çok hoş bir havaya sahip, eminim dizinin diğer kitapları da aynı şekildedir.
Benzerlerinden çok çok daha iyi olan büyük fontlu yazılara ve sevimli çizimlere sahip bu güzel kitabı küçük okurlara seve seve tavsiye ederim :)

“Ailemizin içinden, sıcacık bir hikâye!”

Evin en küçük çocuğu olmak vazgeçilmez ayrıcalıklar getirse de, sevimli kahramanımız İgi bundan pek hoşnut görünmüyor. Ona göre, kendinden yaşça küçük bir kız ya da erkek kardeşe sahip olamamak, HAKSIZLIK! Ve son zamanlarda bu konuyu fena halde kafasına takmış durumda. İgi resmen bebekleri düşünmekten kendini alamıyor.
-“Bebeklerin de dişleri var mıdır?”
-“Bütün bebekler ezilmiş muz sever mi?”
-“Bebekler neden yaşlılara benzer?”

“Bitmek tükenmek bilmeyen sorularıyla etrafındakileri köşeye sıkıştıran meraklı dostumuz İgi, sabah akşam “Lütfeeen, bir tane daha!!!” yakarışları yüzünden sonunda annesini bile canından bezdirmeyi başarıyor. Neyse ki İgi’nin aklını bu konudan uzaklaştırabilecek bazı serüvenler yaratan annesi sayesinde ev ahalisi biraz olsun rahat nefes alabiliyor İgi, ablası Flo ile yeni doğan kedicikler, yavru tavşanlar ve bir çiftlik dolusu hayvan eşliğinde maceradan maceraya koşarken, örgü örmeyi, hatta makarnadan portre yapmayı bile öğreniyor. Yine de en büyük sürpriz anneleriyle yirmi soruluk düşünme oyunu oynadıkları zaman ortaya çıkıyor… Okumayı yeni söken minikler dahil, birçok çocuğa keyifli okuma deneyimleri sunan “İgi ve Ben” serisi, İgi ve Ben-Sürpriz Bebek ile aile olmanın önemi, kardeş sevgisi, sorumluluk alma, büyümek gibi kavramlar üzerine eğilerek, eğlenceli ve adeta ailemizin içinden bir hikâye sunuyor.”

  • İgi ve Ben Sürpriz Bebekigi-ve-surpriz-bebek
    Özgün Adı: Iggy and Me and The New Baby
    Yazar: Jenny Valentine
    İllüstratör: Joe Berger
    Çevirmen: Tuna Alemdar
    Temalar: Aile bağları , Kardeş sevgisi , Mutluluk , Okul hayatı
    Yaş Grubu: 8+ yaş
    Sayfa Sayısı: 160
    Yayınevi: Tudem

jenny_valentineJenny Valentine,
Çocukken her iki yılda bir ev değiştirdi. Harikulade insanlarla tanıştığı doğal yiyecek dükkânında on beş yıl çalıştı. Aynı zamanda takı tasarımcısı ve öğretim görevlisi olarak da çalıştı. Goldsmith Üniversitesinde onu birazcık okumaktan bıktıran İngiliz Edebiyatı okudu.
2007 yılında The Guardian Çocuk Kurgu Ödülü kazandı.

Yazarın diğer kitapları: “İgi ve Ben” “İgi ve Ben Mutlu Yıllar” “İgi ve Ben Tatildeyiz”

Joe Berger,
Bristol’da büyümüş ve 1991 yılında Londra’ya taşınmadan önce bir sanat fonu kursuna katılmış. Halen bağımsız çizerlik yapan Berger, Guardian’da haftalık çizgi seride yardımcı yazar ve çizer olarak çalışmaya devam ediyor. İlk kitabı Bridget Fidget, Booktrust Early Years Ödülü’ne aday gösterildi.

İgi ve Ben için hazırlanan videoyu aşağıya ekledim, izlemenizi tavsiye ederim!

Rita ve Adsız Piknikte

2015-11-03_210048“Rita ve Adsız Piknikte” adlı kitap sayesinde çok değişik bir ikiliyle tanıştım! Ve tabii kırmızı elbiseli küçük akıllı bir kız olan Rita ile tek gözü benekli sevimli bir köpek olan Adsız, benim kalbimi kolayca kazanıverdi.

Bu kitapta Rita ve Adsız’ın güzel bir havada keyfini çıkarmaya çalıştıkları piknik konu ediniliyor.
Rita ve Adsız güzel bir günde pikniğe giderler. Üstelik bu Adsız’ın ilk pikniğidir. Biraz macera biraz da yaramazlıktan sonra birden bire güçlü bir fırtına çıkar. Rita, fırtınadan kaçmak içi ailesiyle beraber apar topar arabaya kaçar ama piknik yerinde unuttuğu çok ama çok önemli bir şey vardır…
İlk okuduğumda tam bir fransız kitabı diye düşünmüştüm haksız da değilmişim hani :) gerçekten fransız çocuk edebiyatına aitmiş. Rita ve Adsız’ın kendi hallerindeki dünyası benim hoşuma gitti. Kitabın konusunu, anlatılış tarzını ve sahip olduğu dingin havayı sevdim, çizimlerini ise çok daha fazla sevdim :) Bu sıra dışı ikilinin toplam dört macerası varmış, ben diğer maceralarını da epey merak ettim doğrusu. İlerleyen zamanda dizinin diğer üç kitabını da okumak istiyorum!

Kitapta da yazdığı gibi… “iyi biten her şey iyidirrita-ve-adsiz-piknikte

“Rita’ya gelen doğum günü hediyelerinden biri ufak bir köpekti; ama nasıl anlaşacaktı bu ikili? Rita kılık değiştirmeyi, koşmayı ve isteklerinin yerine getirilmesini; köpeği Adsız ise  yemek yemeyi, uyumayı ve satrançta hile yapmayı çok seviyor. Bu eğlenceli ikili ile canınızın sıkılması imkânsız.”

  • Rita ve Adsız Piknikte
    Özgün Adı: Le pique-nique de Rita et Machin
    Yazar: Jean-Philippe Arrou-Vignod
    İllüstratör: Olivier Tallec
    Çevirmen: Özden Karabulak
    Türü: Okul Öncesi, Öykü
    Yaş Grubu: 3-6
    Sayfa Sayısı: 24 sayfa
    Yayınevi: Tudem Yayınları

Jean-Philippe Arrou-Vignod :
1958’de Bordeaux’da doğmuştur. L’École Normale Supérieure’den mezun olduktan sonra bir süre Fransa’da bir kolejde öğretmenlik yapmıştır. Gençler için polisiye romanlar yazmaktadır. İlk romanı 1984’te yayımlanmıştır. 2006 yılında Olivier Tallec ile birlikte Gallimard Jeunesse yayınları için Rita ve Adsız serisini yaratmıştır. Ayrıca Femmes adlı tiyatro eserinin yazarıdır.

Olivier Tallec :
1970’de İngiltere’de doğmuştur. Paris’te bir üniversitenin grafik bölümünü bitirdikten sonra, reklam sektöründe grafiker olarak çalıştı. O zamandan beri gazete ve dergilere sayısız illüstrasyon çalışması yapmış, pek çok kitap resimlemiştir. Popüler kültürün tüm alanlarından beslenmektedir.

Cingöz’ün Kardeşi Oluyor – Püskül Uyumak İstemiyor

Okul öncesi çocuklar için hazırlanan renkli resimli “Dene, Yanıl, Ögren!” dizisi, adı üstünde çocukların deneyimleyip yanılıp sonucunda öğrendikleri şeylerden bahsediyor. Dizideki kitaplar çocukların kendi kendilerine deneyimleyerek üstesinden gelip uyum sağlamaya çalıştıkları yeni duygular ve bazı davranışlar hakkında gayet normal ve olağan ilerleyen öyküler anlatıyor…

Kitapta ilk önce öykü kısmı karşımıza çıkıyor. Öyküden sonra gelen ‘ünlü çocuk doktoru Edwige Antier’den Ebeveyn Rehberi‘ kısmı ise zor durumlarda işe yarayan, çok faydalı ve bilgilendirici öneriler içeriyor. Çocuklu hayatta mutlaka karşılaşılan zorlu sorunlarda hem ebeveyne yardımcı olmak hem de çocukların biraz olsun yaşadıkları şeyin ne olduğunu anlamalarını ve içinde bulundukları duruma dışarıdan bakabilmelerini sağlıyor. Esasen bu bölüm benim çok hoşuma gitti, gerçekten anlaşılır ve kolay uygulanabilir önerilerle ebeveynlere rehberlik ediliyor daha ne olsun.

puskul_uyumak_istemiyor“Püskül Uyumak İstemiyor”
Akşam saat sekiz olmuş püskülün yatma vakti gelmiştir. Ama püskülün hiç de yatağa gitmeye niyeti yoktur. İlk başta bir masal okuması için babasını ikna eder. Babası masalı bitirip içeri gidince de peşinden gelir, susadım, acıktım gibi bahanelerle evdekilerin sabrını iyice zorlamaya başlar. Derken saat gece yarısına yaklaştığında nihayet herkes kendi yatağına gider. Tabii bizim Püskül, gece güzelce uyumamasının sonucunu ertesi gün okula gidince derste uyuyakalarak yaşar.

Ebeveyn rehberinde ise, uyumayı istememelerinin altında yatıyor olabilecek nedenleri, uyuma güçlüğü çektiklerinde ve korktuklarında neler yapabileceğimizi, çocuklara uyku saatlerini nasıl anlatacağımızı ve bir düzen oluşturmanın ip uçlarını buluyoruz.

cingozun_kardesi_oluyorDiğer bir kitabımız ise “Cingöz’ün Kardeşi Oluyor”.  Cingöz kardeşinin doğacağı gün okulda heyecandan ve meraktan kardeşiyle buluşmayı sabırsızlıkla bekliyor. Okul saati bittiğinde ise babası onu almaya gliyor ve kardeşinin eve geldiğini müjdeliyor. Cingöz yeni doğan kardeşiyle hemen oyun oynayacağını umarak odasına koşuyor. Ama daha ilk baştan bebek ağlamaları ve evdeki telaşlı koşuşturmalar derken Cingöz bebeklere dair pek çok yeni şey öğreniyor.

Yine bu kitapta da ebeveyn rehberi, çocuğun yeni doğan kardeşine karşı davranışlarının altında yatan duyguları çözümlememizde, kıskançlık ve aşırı ilgi gibi sergiledikleri tutumlara göre nasıl davranacağımızı şekillendirmede yol gösterici oluyor.

Okulöncesi çocukların, sıklıkla yaşadığı yersiz korku ve ısrarcı davranış temelli sorunları aşabilmeleri için yaratılan dizinin benzerlerinden en büyük farkı, ÜNLÜ ÇOCUK DOKTORU EDWIGE ANTIER’nin ebeveynlere özel hazırlamış olduğu rehber. Soru-cevap şeklinde, bilimsel açıklamalar ve öneriler ışığında şekillenen yardımcı kaynak niteliğindeki bu rehberde, basit ve kullanılabilir bilgilerin tümü kitabın özgün hikâyesiyle uyum içinde; hem anne baba hem de çocuk için bir okuma ahengi yaratıyor.
Çocukların sosyal yaşama adapte olma sürecinde üstesinden gelmekte zorlandıkları birtakım duygu ve davranışları mercek altına alan “Dene, Yanıl, Öğren!”, çocuklara ve dolayısıyla tüm anne babalara hayatı kolaylaştırıyor. Hayat çok güzel! Küçük detayları aş geç, büyük mutlulukları keşfet.

  • Cingöz’ün Kardeşi Oluyor
    Özgün Ad: Jules a une petite soeur
    Püskül Uyumak İstemiyor
    Özgün Ad: Lousie ne veut pas dormir
    Yazar: Christian Lamblin
    Resimleyen: Régis Faller, Charlotte Roederer
    Çeviren: Olcay Mağden Ünal
    3+ yaş, 24 sayfa
    Tudem Yayınları

Dizinin diğer kitapları: “Cingöz Karanlıktan Korkuyor” “Zeytin Okula Gitmek İstemiyor” “Zıpır Sürekli Televizyon İzliyor” “Püskül ile Zeytin Anlaşamıyor” “Zeytin Annesiyle Babası Ayrılsın İstemiyor” “Zıpır Çok Kavgacı”

Öykülerle Deyimler – Öykülerle Atasözleri

oykulerle-atasozleri-deyinlerTudem Yayınları’ndan çıkan “Öykülerle Deyimler: Uzun Lafın Kısası” ile “Öykülerle Atasözleri: Söz Kulağa Yazı Uzağa” okul çağındaki çocuklara dil zenginliğimizi öğretmek için iki güzel seçenek sunuyor.
Habib Bektaş’ın kaleminden çıkan bu iki kitap Mert Tugen’in kendine has resimlemeleriyle canlılık kazanıyor.

“Öykülerle Deyimler” adlı kitapta deyimler küçük okurlar için çağdaş öykülerle harmanlanarak öğrenme sürecini daha keyifli bir hale getirmek amaçlanmış.  Kitap öykülerden oluşan iki bölüm ve öyküler bittikten sonra başlayan ‘deyim etkinlikleri’nden oluşuyor. ilk bölümde ailesinin on günlük İtalya seyehatine gitmesiyle evde tek başına kalan Mert’in Süslü’yle yani babaannesiyle karşılaştıktan sonra yaşadıklarını ardı ardına okurken, ikinci bölümde ise Süslü’nün Mert’e kendi hayatına dair anlattığı öyküler yer alıyor. Bu iki bölümde olaylar akıp giderken aralara sık sık serpiştirilmiş deyimlerle karşılaşıyoruz. Karşılaştığımız her deyimin normal metinden farklı olarak italik yazılmış olması iseçocuklar için büyük kolaylık doğrusu. Üstelik öykülerde geçen bütün deyimlerin anlamlarını kitaın sonundaki deyimler sözlüğünde kolayca bulabiliyoruz.

Öykülerle Atasözleri: Söz Kulağa Yazı Uzağa kitabında ise atasözleri yine özgün ve çağdaşlaştırılmış öykülerle anlatılıyor. Kitabın içinde birbirinden bağımsız, okuması çok keyifli 32 öykü ve her öykünün sonunda konuyla alakalı etkinlikler bulunuyor. Bir de kitabın sonnda Habib Bektaş’ın hazırladığı ‘Atasözlük’ yani öykülerde geçen atasözlerinin anlamlarının açıklandığı bir sözlük var. Bu iki kitap gerçekten çok başarılı bir çalışma olmuş keşke bu tür işlerle daha sık karşılaşsak…

Öykülerle Atasözleri ve Öykülerle Deyimler serisi, zengin içeriği ve göz alıcı çizimlerinin yanı sıra, kitapların sonlarında yer alan sözlükleri ve özel olarak tasarlanan sınıf etkinlikleri ile genç okurların dilimizin inceliklerini ve güzelliklerini keyif alarak öğrenmeleri için özenle hazırlanmış benzersiz bir dizi. Habib Bektaş’ın kaleme aldığı özgün öykülerden oluşan kitaplar, içerdikleri renkli deyim ve atasözü seçkilerine ek olarak, deyişlere ve yerel söyleyişlere de değinerek dilimizi daha iyi tanımamızı sağlayacak kapsamlı birer kaynağa dönüşüyor.
 
Öykülerle Atasözleri: Söz Kulağa Yazı Uzağa, Homeros’tan Murat Orhon Arıburnu’na, mitolojiden sözlü kültürümüzün çeşitliliğine, bu kültürün beslendiği kaynaklara sırtını yaslayan eşsiz bir çalışma. Öykülerle Deyimler: Uzun Lafın Kısası ise dilimizin zenginliklerine kapı aralarken genç okurlar için akılda kalıcılığı kolaylaştırmayı ilke edinen yapıcı bir eser.

Birbirini tamamlayan bu iki kitap, öğrencilere, öykülerin sonlarında yer alan etkinlikler sayesinde atasözlerinin ve deyimlerin bağlam içinde nasıl kullanılması gerektiğine dair çeşitli ipuçları verirken, öğretmenlere de alternatif sınıf etkinlikleri önerisinde bulunarak öğrencileri ile keyifli ve kaliteli zaman geçirme fırsatı sunuyor.
Öykülerle Atasözleri ve Öykülerle Deyimler dizisi, mizahı, nükteyi, zaman zaman absürdü de içinde barındıran içerikleriyle salt genç okurlara değil, yetişkinlere de hitap eden ve her kitaplıkta bulunması gereken benzersiz bir çalışma…soz-kulaga-yazi-uzaga

  • “Öykülerle Deyimler” “Öykülerle Atasözleri”
    Yazar: Habib Bektaş
    Resimleyen: Mert Tugen
    Tudem Yayınları

Ay Gözü

ay-gozu-Bir dönem Antik Mısır hakkında yana yakıla güzel bir macera kitabı bulacağım diye epey paralanmıştım. Oysa aradığım kitap burnumun ucundaymış! Altın rengiyle göz alıcı bir kapağa sahip bu kitabı nasıl farkedememişim hayret ettim.
Bu kadar geç keşfettiğim için biraz üzüntülü olsam da Dianne Hofmeyr kaleminden çıkan “Ay Gözü” adlı bu güzel kitapla karşılaştığım için kendimi oldukça şanslı sayıyorum. Tudem tarafından ilk baskısı 2009 yılında yayımlanmış bu kitap, İsikara adlı dik başlı bir genç kızın, Mısır tahtının varisi Tuthmosis ile birlikte atıldıkları entrika ve gizemlerle örülü tehlikeli bir macerayı konu ediniyor.
Bence her sayfasında su gibi akan büyülü anlatımı kitabın en büyük artılarından biri. Tarihsel ayrıntılara tam anlamıyla sadık kalınmasa da dönemini çok çok iyi yansıtmasıyla ilginç ve doyurucu bir okuma sunan bu kitap çok hoşuma gitti.  Yazarın bile isteye bazı tarihsel ayrıntıları değiştirmesinin nedenini de kitabın sonunda yer alan ‘yazarın notu’ bölümünü okuyunca daha iyi anladım. Antik Mısır’da geçen, heyecanlı ve sürükleyici bir niteliğe fazlasıyla sahip Ay Gözü’nü meraklıları kaçırmasın derim!
Bu arada “Ay Gözü”nden sonra devamı niteliğinde olan “Güneş Gözü” de uzun bir süre önce yayımlanmış. İkinci kitapta konu devam edecek mi, edecekse neler olacak çok merak ediyorum doğrusu :)

Genç İsikara ve timsah tanrı Sobek’e ait tapınağın hem rahibi hem mumyacısı olan babası, Mısır’ın yüksek rahipleri tarafından gizli bir mumyalama işi için görevlendirilir. Mumyalama yapmak için gittikleri mumyalama odasında İsikara’nın tanık olduğu şeyler inanılmazdır. Yüksek rahipler kraliçe Tiy’in büyük oğlu yani tahtın varisi Tuthmosis yerine rahatça yönetebilecekleri küçük kardeşi Amenhotep’i tahta geçirmek istemektedirler. Bu nedenle mumyalanacak olan kraliçeleri Tiy’ile birlikte oğlu Tuthmosis’i de mumyalama odasında öldürerek amaçlarına ulaşmayı hedeflerler. Fakat yüksek rahiplerin yaptığı tüm bu hain planlara tanık olan İsikara, babasının yardımıyla yanına Tuthmosis’i de alarak oradan kaçmayı başarır. Çok geçmeden peşlerine düşen yüksek rahiplerden kaçan İsikara ve Tuthmosis’i önlerinde tehlikeli ve zorlu bir yol beklemektedir.

“Büyülenmiş gibi duruyordum. O alev alev gözlere bakarken öfkesini üzerime çektiğimi hissettim. Onun ölümcül 58 ısırığını bekleyerek durdum. Kollarımı göğsümde çaprazladım ve korumak için boğazımı tuttum.
Gücü böyle büyüktü işte! Boynunu kabartmış, firavunun alnında oturuyordu. Bütün düşmanlarına zehir tükürmeye, bakışlarıyla onları kavurmaya hazır.
Mısır’ın güzel kraliçesi Tiy öldü. Şimdi onun en büyük oğlu Tuthmosis’i öldürüp tahta oturmasını engellemek için bir komplo kuruluyor. İsikara’nın onu kurtarmaktan başka çaresi yok. Genç prensle kaçarak onu, hakkı olan tahta oturtmak için müttefik arayışında, Nubiya’ya yolculuk ediyor. Yolculukları iki genci, egzotik bir köle ile birlikte, Nil boyuna, çöle ve kalabalık pazarlara götürüyor ve onlar, peşlerindeki Yüksek Rahiplerden bir adım önde kalabilmek için çabalıyorlar. Ama dört yanları tehlike ve ölümle çevrili…”

  • Ay Gözü
    Özgün Adı: Eye of the Moon
    Yazar: Dianne Hofmeyr
    Çeviri : Niran Elçi
    272 sayfa
    Tudem Yayınları

dianne-hofmeyrAfrika’nın en güney ucunda, deniz kenarında büyüdü. Defterini ve fotoğraf makinesini alıp çıktığı Mısır, Tunus, Senegal, Çin, Vietnam ve Sibirya yolculukları sayesinde prestijli M-net Kitap Ödülü’nü ve IBBY aldı Ay Gözü,Güneş Gözü kitabı takip edecek.

Şipşak Hikâyeler 1-2

Hazır Bernard Friot’nun uyarlaması olan “Balık Tutma Dersi” ile haftaya başlamışken yine aynı yazarın kitaplarıyla devam edeyim istedim.

Bernard Friot’nun müthiş bir kafayla yazdığı “Şipşak Hikâyeler” dizisinin “Hayal Kurmak Yasak mı?” ve “Anlatsam, İnanır mısın?” adlı kitapları ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan klasik hikâyelerden bıkıp biraz da hayal gücünün derin sularına kendini kaptırmak isteyenler için en uygun seçenek! Bu iki harika hikâye kitabı adı üstünde kısacık ama keyifli anlatımıyla insanı şaşırtan pek çok hikâyeden oluşuyor. Bu şekilde dizinin her kitabında 1 veya 2 sayfdan oluşan 30’dan fazla hikâye yer alıyor. Sıradan hikâyelerle uzaktan yakından bir ilgisi olmayan, gündelik hayata farklı bir bakış açısıyla yaklaşan bu hikâyelerin her biri gayet özgün, enteresan ve eğlenceli. Kitabın içi resimsiz sadece kapak resimlemeleri Martin Jarrie tarafından yapılmış.  Benzersiz bir tarza sahip bu kitapları okumak çok keyifliydi :) Şipşak Hikâyeler dizisinin özgün dilinde birkaç kitabı daha var yanılmıyorsam, umarım onları da dilimizde görürüz.

“Hey baksana, yaklaş, sana bir şey diyeceğim!”
“Ah, neler söyleyeceğini biliyorum, yine şu insanı ayakta uyutan hikâyelerinden birini anlatacaksın! Seni bilmez miyim ben? Laf kalabalığında üstüne yok! Son sözün sana ait olacağını sanıyorsan, yanılıyorsun! Daha neler… Şimdi de surat asıyor! Gel, biraz benim şipşak hikâyelerimden dinle de eğlenmek, gülmek, şaşırmak neymiş bir gör. Hadi ama… al beni kollarına. Beni derken bu şahane kitapları kastediyorum, aman yanlış anlaşılma olmasın!”

Benim hikâyelere karnım tok deme sakın! Emin ol, böylesini okumadın. Kimisi uzun, kimisi kısa; bazısı hayatla, bazısı aşkla, ama en çok da çocuklarla ilgili. Hikâyelerde kendini bulman an meselesi…
Anlatım dili, sözcük seçimleri, olay örgülerinin gündelik hayatla ilişkisi, kahramanları ve mizahi ögeleri bakımından zihin açıcı, eğlenceli ve sıra dışı bir okuma deneyimi sunan Şipşak Hikâyeler, her yaştan okurun yaratıcılığını ve hayal gücünü harekete geçirecek bir etkiye sahip.
Unutmadan, şipşak hikâyeleri okurken ve dinlerken hayal kurmak serbest. Kim bilir, belki sen de bir şipşak hikâye yazarsın, belli mi olur?..

  • Şipşak Hikâyeler 1
    Hayal Kurmak Yasak mı?
    Özgün Adı: Histoires pressées
    Yazar: Bernard Friot
    Kapak Resimlemesi: Martin Jarrie
    Çeviren: Tuvana Gülcan
    104 sayfa
    Tudem Yayınları

——————————————-

  • Şipşak Hikâyeler 2
    Anlatsam, İnanır mısın?
    Özgün Adı: Nouvelles histoires pressées
    Yazar:Bernard Friot
    Kapak Resimlemesi: Martin Jarrie
    Çeviren: Tuvana Gülcan
    80 sayfa
    Tudem Yayınları

barnard-friotBernard Friot, 1951 yılında Charters şehri yakınlarında doğdu. Ama birçok kez valizlerini topladı ve hem Fransa’nın hem de Almanya’nın farklı şehirlerinde yaşadı. Uzun yıllar Fransızca öğretmenliği yaptıktan sonra dört yıl Frankfurt’ta Gençlik Kitapları Kurumu’nun sorumlusu olarak çalıştı. Yakın zamanda Besançon şehrine yerleşti. Burada kendini yazmaya ve çeviriye verdi. Kırktan fazla kitabı Almancadan Fransızcaya çevirdi. Friot kendini arzuhalci olarak tanımlıyor ve bu nedenle genç okurlarla sürekli olarak iletişim hâlinde bulunduğunu, hikâyelerinin kaynağını onların duygularında bulduğunu söylüyor.