Ormandaki Deli

Yıllar önce Ankara’da sahaflardan birinde üst üste yığılmış bir dolu kitap arasında tanışmıştım Komiser Maigret ile. Sahaf gezmeye çıktığımız o gün ‘işte tam da aradığım kitap’ diyerek ilk Maigret kitabımı sırt çantama atıp büyük bir mutlulukla eve getirmiştim. -Hatta eşimle o kitabın hikayesini ara sıra hatırlamayı ihmal etmiyoruz :)-

Şimdi ise harika bir Simenon kitabı ile Komiser Maigret’yi yeniden okuma fırsatı buldum. Everest Yayınları  Türk edebiyatının yetkin yazarlarının çevirileriyle güzel bir Simenon serisi yayımlamaya başlamış. Üstelik leziz çevirilerinin yanı sıra kapakları da bir harika! Esasında 75 kitaplık Maigret serisinin 16. kitabı olan “Ormandaki Deli ” Komiser Maigret’nin hiç planlamadığı bir zamanda seyahate çıkıp kendisini çözülmeyi bekleyen karmaşık bir olayın tam ortasında buluvermesiyle başlıyor. Mekan, karakterler ve olay bakımından her şeyi fevkalade bir biçimde okura sunan Georges Simenon, büyük bir hızla o kadar çok kitap yazmış ki sayısını görünce gözlerim yerinden fırladı resmen. Tabii bu kitapların çok az bir kısmı dilimize çevrilmiş…
Benim için “Ormandaki Deli” çok güzel bir Komiser Maigret macerasıydı. Bittiğinde ‘işte tam da aradığım polisiye kitap’ dedim ;) Bundan sonra daha fazla Simenon okumak için sabırsızlanıyorum!

Unutmadan! kitabın başında Yiğit Bener’e ait öyle bir önsöz var ki -bir kitabın her köşesini okuduğum için- o kısmı okumak da ayrı bir güzeldi.

Komiser Maigret, emekli olup Dordogne bölgesine yerleşmiş eski bir dostundan davet alır. Hem arkadaşının daveti hem de o civarlarda yapılacak ufak bir işin de etkisiyle komisere Bergerac kasabasının yolu görünmüş olur. Gece boyu aynı kompartımanda kaldığı bir yolcu Maigret’yi hem rahatsız eder hem de ilgisini çeker. Komiser, tam da bir ormandan geçtikleri sırada trenden atlayan bu garip yolcunun peşine takılır. Gece hiç düşünmeden trenden atlamasının sonucunda karanlıkta vurulur ve sabahına kendini Bergerac’ta hastanede bulur. Bir süre önce Bergerac’ta birbirinin aynı iki cinayet işlenmiş ve bu cinayetleri işleyenin kim olduğu henüz bulunamamıştır. Bu hikayeyi oldukça enteresan bir biçimde öğrenen Maigret ise hemen olaya el atar ve cinayetleri işleyen kişinin sırrını çözmeye karar verir. Ağır bir iyileşme sürecinde olan yarasından dolayı bir süre otel odasındaki yatağa mahkum olan komisere sevgili karısı Madam Maigret yardımcı olacaktır. Fransız taşrasında geçen bu macerada Maigret -odasının penceresi hariç- etrafı görüp tanıyamadan karısının anlattıklarıyla kasabayı ve şüphelilerin evlerini hayal ederek kafasında kendince bir düzen kurup adım adım sonuca ilerler…

Türk edebiyatının büyük ustalarının çevirdiği Simenon romanlarından oluşan dizinin altıncı kitabı, 1932’de “Le Fou de Bergerac” adıyla yazılan ve 1963’te Erhan Bener tarafından Türkçeye kazandırılan Ormandaki Deli.

Bir Komiser Maigret romanı olan Ormandaki Deli taşrada geçer. Arkadaşını görmek üzere Bergerac’a giderken, nedense şüpheli gördüğü bir yolcunun peşinden trenden atlar Maigret. Kovalamaca sırasında şüpheli tarafından vurulan komiser, tüm roman boyunca soruşturmayı kasabanın merkezindeki otelde çakılı kaldığı hasta yatağından, akıl yürütmeler ve kurduğu kimi tuzaklarla yürütür.

Simenon’la Brüksel’de tanışmış, sıkı bir Simenon okuru olan Erhan Bener’in, yapıtlarında polisiye öğelere ve psikolojik çözümlemelere sıkça yer vermesi bu iki yazarın işbirliğine ayrı bir anlam katmaktadır. Ayrıca, Simenon’un yazarken, Bener’in çevirirken, Maigret’nin de soruşturma yaparken elinden düşürmediği pipo, roman boyunca sık sık karşımıza hoş bir rastlantı olarak çıkacaktır.

“Mükemmel düzeyde Fransızca bilen Erhan Bener’in çevirmenlik yönü az bilinir (…) Ormandaki Deli’ye damgasını vuran boğucu taşra ortamı, Erhan Bener’in Yalnızlar’ını ya da Sisli Yaz’ını da andırmıyor değil… Yazar Erhan Bener’in bu romanı Türkçeye çevirmeye karar vermesinde bu akrabalığın bir rolü olup olmadığını bilemeyiz. Öyle ya da böyle, babamın Simenon’a özel bir ilgisi olduğunu, kütüphanesindeki cilt cilt Simenon romanı sayısının çokluğu açıkça teyit ediyor.”
Yiğit Bener

  • Ormandaki Deli
    Özgün Adı: Le Fou de Bergerac
    Yazan: Georges Simenon
    Çevirmen: Erhan Bener
    Sayfa Sayısı: 160
    Yayınevi: Everest Yayınları

Georges Joseph Christian Simenon (d. 13 Şubat 1903, Liège, Belçika – ö. 4 Eylül 1989, Lozan, İsviçre), Fransızca yazmış Belçikalı yazar. Kahramanı dedektif Maigret olan polisiye romanlarıyla tanınır.

Yaklaşık 450 eser vermiş olan Simenon, dedektif Maigret romanlarıyla 550 milyon okuyucuya ulaştı
Simenon günde 60 ila 80 sayfa yazma kapasitesiyle 20. yy’ın en üretken yazarlarından biriydi. Yaşamı boyunca 200 roman, 150’nin üzerinde novella, sayısız otobiyografik çalışma ve makale yayımladı, iki düzineden fazla takma adla çok sayıda “ucuz roman” yazdı. Yazılarının toplam 550 milyon kopyası basıldı.

En çok, kahramanı komiser Maigret olan 75 romanı ve 28 kısa hikâyesiyle tanındı. Serinin ilk eseri Pietr-le-Letton 1931’de, son eseri Maigret et M. Charles ise 1972’de yayımlandı. Maigret romanları tüm belli başlı dillere çevrildi ve birçoğu filme uyarlandı.

Reklamlar

Kayıp Lord

Mutluyum, hem de çok! Tam da okurken keyiften dört köşe olacağım, çok sevdiğim bir seri bulmuşum mutlu olamayayım da ne yapayım ;)

Büyük bir heyecanla okuyup kısa sürede bitirdiğim “Kayıp Lord” Young Adult / Genç Yetişkin türündeki 6 kitaplık Dedektif Enola Holmes serisinin ilk kitabı. Ve bu serinin ilk 3 kitabı dilimize çevrilmiş.
İlk olarak kitabın kapağındaki “Dedektif Enola, Sherlock Holmes’un kız kardeşi” ibaresini görünce Sherlock Holmes karakterini nasıl işleyeceğini epey merak ederek okumaya başladığımı da itiraf etmeliyim! Nihayetinde bu konuda hoşuma gitmeyen bir şeyle karşılaşmadığımı gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Kitapta ilgimi çeken ve hoşuma giden öyle çok ayrıntı vardı ki… Nancy Springer ne iyi etmiş de yazmış. Böylelikle çok sevdiğim bir dedektif daha tanımış oldum. Daha ne olsun :)

Enola’nın annesiyle beraber sürdürdüğü durağan yaşantısı tam da doğum günüde geri dönülmez bir biçimde değişime uğrar. Annesi tam da 14. doğum gününde evden ayrılıp kayıplara karışır. Üstelik arkasında kızı için bir kaç doğum günü hediyesi hariç hiç bir iz bırakmamıştır -yoksa bırakmış mıdır?- Bir süre annesini arayıp bir sonuca ulaşamayan Enola, en sonunda abilerine (Sherlock ve Mycroft) haber vermek durumunda kalır. Ama abilerinin gelişiyle işler pek de istediği gibi gitmez. Enola, aklındaki pek çok soruyla boğuşurken sevgili abilerinin davranışlarının da ona pek yardımcı olduğu söylenemez. Baktı ki her şey onun açısından kötüye gidiyor, rotasını büyük umutlar taşıdığı Londra’ya çevirmeye karar verir. Hem kendini istemediği bir yöne çekilmekten kurtarmak hem de annesini bulmak için çıktığı yolda üstleneceği ilk vakasıyla karşılaşır. Londra’ya giderken okuduğu bir gazetede Dük’ün genç oğlu’nun ortadan kaybolduğuna dair çıkan bir haber dikkatini çeker. Merakına yenik düşüp bu işin peşine düşer. Böylelikle bir yandan abilerinden gizlenip bir yandan da ortadan şüpheli bir şekilde kaybolan genç Lord’un izini sürmeye başlar.
Enola, üstlendiği ilk vakasında elbette acemiliği nedeniyle bir kaç kez hata yapar fakat yine de zorlukların üstesinden gelerek bir şekilde işleri yoluna koymayı başarır. Annesi için yollara düşen Enola, zaman içinde kayıpları bulan bir uzman olmaya karar verir -hem de tamamen bilimsel yöntemler kullanan bir uzman!-

  • Kayıp Lord
    Özgün Adı: The Case of the Missing Marquess (Enola Holmes #1)
    Yazan: Nancy Springer
    Çevirmen: Halil İbrahim Şen
    Sayfa Sayısı: 250
    Yayınevi: Artemis Yayınları

Kahraman Bir Dedektife Dönüşen Genç Bir Kız

Ünlü dedektif Sherlock Holmes’un kız kardeşi Enola Holmes, annesi bir anda ortadan kaybolunca, hemen işe koyulur. Annesini bulmak umuduyla yola düşen Enola, Londra’ya ulaştığında, genç bir lordun kaçırıldığını öğrenir. Bir yandan Lord’u kaçıran kötü adamlardan kurtulmaya, bir yandan da ağabeylerine yakalanmamaya çalışır. Tatlı Enola bu karmaşık durumdan kurtulmayı ve ipuçlarını birleştirip annesini bulmayı başarabilecek mi?

“Enola, hem zeki bir kız hem de büyük bir dedektif.”
School Library Journal

ayrıca bu kitabın şöyle güzel bir kapağı da varmış…

 

Nisan Şenliği

Lindsey Davis’e ait “Flavia Albia” serisinin ilk kitabı “Nisan Şenliği” bir süredir hakkını vererek okumayı beklediğim kitaplardan biriydi ve nihayet bulduğum ilk fırsatta okuyup bitirdim-oley-.
Nerede ilginç bir polisiye görsem gözlerim parlar ve heyecandan yerimde duramam -ki bu kitabıda ilk çıktığında görmüş ve sabırsızlıktan ölüp bitmiştim :) -antik yunan var, bir kadın dedektif var, eğlenceli bir üslup var daha ne olsun-
Şöyle bir düşününce epeydir güzel bir polisiye okumadığımı farkettim. Bu tip gizemli kitaplara bayılan bir okur olarak “Nisan Şenliği” karşılaştığım en güzel tarihi polisiye kitaplardan biriydi diyebilirim. Alfa Yayınları 5 kitaplık Flavia Albia serisinin ilk iki kitabını hızla dilimize çevirmesi de büyük mutluluk doğrusu.
Şimdi Flavia Albia’yı okuyunca doğal olarak Marcus Didius Falco kitaplarını da merakettim doğrusu. Bir ara Falco serisinin üç kitabı çevrilmiş ama  yarım kalmış.  Lindsey Davis gibi eğlenceli bir yazar ve Flavia Albia gibi dikkat çeken bir karakterle tanıştığım için mutluyum. Bilgi toplayıcımızın diğer maceralarını merak etmeden duramıyorum ;)

Lindsey Davis, kullandığı keskin alaycı diliyle her hali her tavrıyla kendine has belirteçleri olan Flavia Albia gibi sıra dışı bir dedektif karakter ortaya çıkarmış. Böylece erkek egemen bir dünyada bilgi toplayıcı bir kadın olarak var olmaya çalışan Flavia Albia üzerinden kadınların sesini yerinde ve dozunda kullanarak dengeyi tutturmayı başarmış. Bunların yanı sıra keyifli diyaloglar ile eski Roma hayatının ayrıntıları ve canlılığı da gayet güzel kullanılmış.

Yirmilerinde genç bir dul olan Flavia Albia, eski Roma’da suçları araştıran bir bilgi toplayıcı olarak çalışmaktadır.
Bilgi toplayıcı babasının izinden giden, geçmişini asla unutmadan yaşayan,  zamanını geçirdiği belli başlı yerlere takılarak geçiren, köhne dairesinde sanatsal dokunuşlara önem veren azimli bilgi toplayıcı Flavia Albia, aynı zamanda bir hayvanseverdir. Nisan’ın başında küçük bir çocuğun ölümündeki ihmali araştırmak için işe alınır fakat müvekkili ani ve şüpheli bir şekilde hayatını kaybeder. Flavia Albia’nın karşısına çıkan bu ilk şüpheli durum, bir dizi ani ölümlerin başlangıcı olacaktır…

Marcus Didius Falco ve Helena Justina’nın kızları Flavia Falco, İmparatorluk Roma’sında bilgi toplayıcı olarak çalışmaktadır. Ve babasının sadece eski mesleğini değil, Çeşme Meydanındaki sefil pansiyonu da devralmıştır. İşini enerji, kararlılık ve geleneksel Falco şansıyla yapagelmektedir. Ölümcül bir kazayı araştırmak için tutulmuşken, kendisini mümkün en kötü müşterilerden birinin çektiği bataklıkta bulur. Ne var ki müşterisi birden “şüpheli koşullar” altında ölür. Ama şimdi de Albia ve soruşturması katilin dikkatini çekmiştir ve ölüm hiç olmadığı yakındır.

“Flavia cin fikirli babasına yakışan bir halef olduğunu kanıtlıyor ve her zamanki gibi bütün heyecan dalgasının altında, Davis’in tarih bilgisi sağlam bir biçimde akıyor.”
–The Independent

“Davis kadim Roma’ya öyle ustalıkla hayat veriyor ki, Flavia da en az babası Falco kadar yaşayacak.”
–Publishers Weekly

“Davis bir kez daha cana yakın karakterleri zengin dönem ayrıntılarıyla öyle harmanlıyor ki, keyif almamanız imkânsız.”
–Booklist

https://www.goodreads.com/series/95742-flavia-albia-mystery

https://www.goodreads.com/book/show/16045096-the-ides-of-april

  • Nisan Şenliği
    Özgün Adı: The Ides of April
    Yazan: Lindsey Davis
    Çevirmen: Ayşen Anadol
    Sayfa Sayısı: 140
    Yayınevi: Alfa Yayınları

Lindsey Davis, 1949 yılında Birmingham’da doğdu,Oxford Üniversitesi’nde (Lady Margaret Hall) İngiliz edebiyatı diplomasını aldıktan sonra memur oldu. 13 yıldan sonra memuriyetinden ayrılmış ve 1985’te düzenlenen Georgette Heyer Tarihi Roman Ödülü için roman yazmaya karar vermiş ve böylece yazarlık kariyerine adım atmıştır. Bilinen en ünlü kitapları antik Roma’da geçen Didius Falco’nun tarihsel suç romanlarıdır.

Pembe Evdeki Ölü

pembe.evdeki.olu“Pembe Evdeki Ölü” Agatha Christie’nin yarattığı Tommy ve Tupence ikilisinin dördüncü kitabıymış. İlk kitaplarında daha erken yaşlarda tanıdığımız Tommy ve Tupence Beresford bu kitapta ağaran saçlarıyla sıradan bir çift gibi orta yaşların dinginliğini yaşarken Okumaya devam et