Öbürküler

Kapağına bakıp bakıp bir hayli meraklandığım “Öbürküler” Mahir Ünsal Eriş’in okuduğum ilk kitabı oldu.
Daha önce yazarın okurlar tarafından en sevilen kitabı sanırım “Dünya Bu Kadar” olmuş.  Bu kitabı sevdiğime göre artık diğerini de okuma listemize ekleyebilirim :)
M.K. Perker’in resimlemeleriyle renklenen kitapta yerlerinden yurtlarından kalkıp İstanbul’a gelip yerleşmek durumunda kalmış bir ailenin yeni taşındığı 57 numaralı evde yaşanan tuhaf olaylar ilgi çekici bir üslupla anlatılıyor.
Gerçekten de hem bir yandan hüzün taşırken hem de gülümsetmeyi başarıyor. Bir kere içine daldınız mı akıp giden bu güzel kitap benim epey hoşuma gitti! Kitap resimlemelerinin siyah-beyaz olacağını zannederken renkli çıkması beni çok şaşırtan şeylerden biriydi. Eğer benim gibi yazarla -hâlâ- tanışmayan varsa bu kitabını tavsiye ederim.

Öbürküler, gecenin olur olmaz saatlerinde uykuları kaçıran, basamakları gıcırdata gıcırdata tırmanan, tel dolapları karıştıran misafirlerin romanı. Mahir Ünsal Eriş, 57 Numero’da gerçekleşen ürkütücü olayları anlatırken, bizi Menderes’in makadam yollarda sarsıla sarsıla giden otobüsünden indirip, asfaltta yaylanan damalı Impala’ya bindiriyor. Hasan Dağı’nı solumuza aldırıp, Haydarpaşa’da denizin laciverdiyle tanıştırıyor.
Öbürküler, bize 60’lı yılları, komşuluğu, darbeleri, göçleri, hevesleri, yolları; daha da çok, bir daha asla dönemeyen Ötekileri geri getiren, hem hüzünlü hem de gülümseten bir roman.
(Tanıtım bülteninden)

  • Öbürküler
    Yazar: Mahir Ünsal Eriş
    Resimlemeler: M.K. Perker
    Sayfa Sayısı: 136
    Yayınevi: Karakarga Yayınları
Reklamlar

Bataklık Kralı’nın Kızı

Büyük bir merakla başladığım “Bataklık Kralı’nın Kızı” adı kitabın başında karşımıza evli ve çocuklu sıradan bir yetişkin olarak çıkan kahramanımız Helena, esasen oldukça sıradışı bir geçmişe sahiptir. Etrafı bataklıkla çevrili eski bir kulübede düyaya gözünü açmış insanlardan ve medeniyete dair pek çok şeyden uzakta (elektik,musluk suyu vs.) tam 12 yıl geçirmiştir. Bir nevi esaret altında geçen çocukluk yıllarının tek suçlusu babasıdır. O çok sevdiği babası yani Bataklık Kralı, yıllar önce annesini henüz bir çocukken kaçırıp bataklığa hapsetmiş ve iki yıl sonra ise aynı bataklıkta Helena dünyaya gelmiştir. Tabii çocukluk dönemini şekillendiren babasının nasıl biri olduğunu ve neler yaptığını çok sonra yavaş yavaş kavramaya başlar. Büyüdükçe bir şeyleri anlamlandırması ve üst üste gelen olaylar nedeniyle Helena, annesi ve babası kaçınılmaza doğru hızla yol almaya başlarlar. Şimdi ise kendine yeni bir hayat kurmuş olan Helena’nın tüm dünyası radyoda babasının hapisten firar ettiği ve her yerde arandığını bildiren bir duyuruyla derinden sarsılır. Babasını en iyi tanıyan, yöntemlerini en iyi kavrayan kişi olarak neler yapması/nasıl adımlar atması gerektiğini çok iyi biliyor ve artık kendi elleriyle sahip olduğu hayatı ve ailesini korumak için bir karar veriyor… Babasının peşinde iz sürerken çocukluk dönemine yapılan geri dönüşlerle bir yandan annesinin hikayesinin parçalarını öğrenip diğer yandan Helana’nın nasıl bir çocukluk geçirdiğine dair geniş bir fikir ediniyoruz. Helana’nın bataklıktan nasıl kurtulduğu benim içim en çok merak uyandıran noktaydı bu nedenle o bölümleri daha bir heyecanla okudum desem yalan olmaz. Hızla okuduğum iyi bir heyecanlı gerilim kitabıydı. Ben sevdim!

Bir de nedense kitabın Türkçe baskısında kapak görseli epey bi değişmiş. Aşağıdaki görselde bahsettiğim şeyi görebilirsiniz. Bu da burada kafamı kurcalayan ve benden başkasının anlamayacağı şekilde gereksizce merak ettiğim şeylerden biri olarak yerini alsın…the-marsh-kings-daughter

Çocukken kaçırılan ve Michigan’ın Upper Peninsula bölgesindeki bir bataklıkta, gözlerden uzak bir kulübeye hapsedilen bir kadın… Bu olaydan iki yıl sonra doğan ve on iki yıl boyunca, hiç insan yüzü görmeden, dış dünyadan yalıtılmış olarak büyüyen küçük bir kız… Ona bildiği her şeyi öğreten babası, nam-ı diğer Bataklık Kralı… Helena, bataklıktan kurtulup yeni bir hayata adım attıktan yıllar sonra, artık güvende yaşadığını sanırken, babasının cezaevinden kaçtığını öğreniyor: Polis insan avına başlamış başlamasına ama o, şanslarının olmadığını biliyor. Babasını bulmak, yalnızca onun gibi düşünebilen ve iz sürmekte ustalaşmış birinin başarabileceği bir şey: kendisinin yani, Bataklık Kralı’nın kızının. Yola koyuluyor Helena… Sadece ailesini ve geleceğini tehdit ettiği için değil, kendisiyle ve geçmişiyle hesaplaşmak için de… Babasını yakalamak, bu defteri artık sonsuza dek kapatmak için… Av başlıyor. Bataklık Kralı’nın Kızı, bir kadının, geçmişini şekillendiren ve şimdi de geleceğini çalmak isteyen çok tehlikeli bir adamı –babasını– yakalamak için her şeyini riske attığı muhteşem bir macera.

“Muhteşem… Bir gerilim romanı ancak bu kadar iyi olabilir.”
-New York Times Book Review-

“Tırnaklarınızı yedirtecek kadar kendinizden geçeceksiniz.”
-Cosmopolitan-
(Tanıtım bülteninden

  • Bataklık Kralı’nın Kızı
    Özgün Adı: The Marsh King’s Daughter
    Yazan: Karen Dionne
    Çevirmen: Suzan Cenani
    Sayfa Sayısı: 288
    Yayınevi: Altın Kitaplar

 

Edgar Allan Poe ve Londra Canavarı

“Edgar Allan Poe ve Londra Canavarı” Kasım ayında soluksuz okuduğum şahane kitaplardan biriydi. Edgar Allan Poe’ya büyükanne ve dedesine ait bir kutu dolusu eski mektup kalmıştır. Mektupları okuduğunda oldukça enteresan şeylerle karşılaşan Poe, sadık dostu Dupin ile beraber mektupların sırrını ortaya çıkarmaya çalışacaktır… İçinden mektup geçen kitaplara ayrı bir zaafım var bu nedenle bu kitabı pek bi beğenerek okumamda Poe’nun eline geçen eski mektupların da etkisi olduğunu belirteyim. Ayrıca kitapta Edgar Allan Poe kitaplarına pek çok gönderme yer alıyormuş. Yazar, Poe ve Dupin’i iki dost olarak bir araya getirip canlı bir şekilde inşa ettiği dönemin içine bırakmış. Kitabın geneline hakim olan sağlam atmosfer zaten okuma keyfini ikiye katlamaya yetiyor.. Üstelik çevirisi de çok çok iyiydi, ikinci kitabı merakla bekliyorum diyeyim ;)

1840 yazı… Edgar Allan Poe, berbat bir gemi yolculuğunun ardından Londra’ya ulaşır. Ailesinin geçmişinde yatan ve uzun yıllar sonra öğrendiği bir gizemi çözmek için arkadaşı Auguste Dupin ile burada buluşacaktır.

Kendisine miras olarak ulaştırılan maun bir kutunun içindeki yıpranmış mektuplar, bir zamanlar iki yıl boyunca Londra’daki güzel ve şık kadınlara dehşet saçan Canavar hakkında garip bilgilerle doludur. Londra tiyatrolarında oyunculuk yapan büyükannesi ve dedesinin yazdığı bu mektuplardaki gizemi çözmeye çalıştıkça Poe ve Dupin geçmişlerinden gelen büyük kâbuslar ve can düşmanlarıyla karşı karşıya kalır.
“Zihin birçok kilitli bölmesi olan bir sandık gibidir ve o bölmelerdeki sırları ortaya çıkarmak için doğru anahtarı bulmak gerekir.” (Tanıtım Bülteninden)

  • Edgar Allan Poe ve Londra Canavarı
    Özgün Adı: Edgar Allan Poe and the London Monster
    Yazar: Karen Lee Street
    Çevirmen: Çağatay Ünaltay
    Sayfa Sayısı: 400
    Yayınevi: Paris Yayınları

https://www.karenleestreet.com/

Casus

Paulo Coelho “Casus” adlı kitabında causulukla suçlanıp yeterli delil olmamasına rağmen idam edilen dansçı Mata Hari’nin unutulmaz hikayesini kendi tarzıyla anlatıyor.
Hollanda’nın küçük bir kasabasında doğup zamanla tarihin en sansasyonel isimlerinden biri haline gelen ve Mata Hari adıyla tanınan Margaretha Geertruida Zelle’nin yaşamını gençiğinden başlayarak sırayla yaptığı evliliği, parise kaçıp Mata Hari’ye dönüşümü ve casuslukla suçlanarak idam edilmesine kadar  geçen bir zaman çizgisinde okuyoruz. Paulo Coelho, güçlü tespitler ve olaylar arasına yerleştirdiği mektuplar aracılığıyla bağımsız bir imaj çizdiği bu kadının düşüncelerinin altını bir kez daha çizmiş. Gençliğine kısaca değinip geçmiş ve ailesiyle ya da kızıyla olan hayatına dair pek bir şeye dokunmamış. Neticede kısa bir roman olduğunu biliyorum ama ben bu ismin hayatına dair daha fazla ayrıntı görmek isterdim. Uzun zamandır bir Pulo Coelho kitabı okumamıştım :) Benim için bir çırpıda biten güzel bir okuma oldu.

Yanlış devirde doğmuş bir kadınım ben, hiçbir şey düzeltemez bunu. Gelecekte hatırlanacak mıyım, bilmiyorum ama şayet hatırlanırsam mağdur bir kadın olarak değil, cesur adımlar atmış ve ödemesi gereken bedeli korkmadan ödemiş biri olarak görülmek istiyorum.
Mata Hari’nin tek suçu özgür bir kadın olmaktı: Sınırlar ve sınırlamalarla dolu bir dünyada kaderine boyun eğmeyen bir kadın…
Paulo Coelho, 20. yüzyıl başında casuslukla suçlanarak idama mahkûm edilen Mata Hari ile avukatı arasındaki yazışmalardan yola çıkarak kurguladığı Casus’ta bu olağanüstü kişiliği bir roman kahramanına dönüştürerek hayatın ve aşkın gizemlerini sorguluyor.
  • Casus
    Özgün Adı: A Espiã
    Yazan: Paulo Coelho
    Çevirmen: Emrah İmre
    Sayfa Sayısı: 150
    Yayınevi: Can Yayınları

https://i1.wp.com/canyayinlari.com/Upload/PeopleImage/11066.jpgPaulo Coelho, 1947 Yılının 24 Ağustos’unda Brezilya’nın Rio de Janerio kentinde doğan yazar romancılığa başlamadan önce ülkesinde tanınan bir söz yazarıydı. 1886 yılında Hıristiyanların geleneksel Hac yolculuğunu yapıp bu yolculuğunu Hac isimli kitabında anlatmıştır. Kitabın Türkçe çevirisi Ağustos 2006’da Can Yayınları tarafından yayımlanıp kitabın çevirisi Celal Üster tarafından gerçekleştirilmiştir. Coelho’nun önemli çağdaş yazarlardan biri olmasını sağlayan kitabı 1988 yılında yayımlanan Simyacı isimli kitabıdır ve yazarın Gabriel Garcia Marquez’den sonra en çok okunan Latin Amerikalı yazar olmasını sağlamıştır. Kitap, 42 ülkede yayınlanıp 26 dile çevrilmiştir.

Ülkesinde yoksul çocuklara ve yaşlılara yardım etmek adına Paulo Coelho Enstitüsü’nü kurmuştur.

2002 Yılında Brezilya Edebiyat Akedemisi’ne kabul edilen yazar. Haftalık köşe yazıları da yazmaktadır.