İnci Küpeli Kız

Hollandalı ressam Johannes Vermeer’in İnci Küpeli Kız’ı ne kadar bakarsam bakayım bıkmadan uzun uzun incelemeyi en çok sevdiğim sanat eserlerinden biri. Doğal olarak ilgimi çeken bu güzel resim hakkında yazılmış bir kitabı da okumazsam ölürdüm :)

Nihayetinde kitaplığımda gördükçe mutlu olduğum bu güzel kitap beni bambaşka bir dünyaya götürdü. Kitapta tam da beklediğim gibi resmedilen kadının kimliğine dair büyük bir gizem barındıran ünlü yapıt harika bir kurguyla işlenmiş. Bunun yanı sıra her karakterin tek tek özenle ele alınışı ve okuru daha ilk sayfalardan yakalayan anlatımı kitabı güçlü kılan özelliklerden biri diye düşünüyorum. Griet’in ailesinden mecburi bir şekilde ayrılarak hizmetçi olarak gittiği ressamın evinde yaşadığı süreç çok etkileyiciydi. Kitapta sadece tablonun yapılışını değil öncesi ve sonrasını da okura sunan Tracy Chevalier sevdiğim yazarlar arasında yerini garantiledi ;) Ayrıca son sayfalarda ressam Vermeer’in diğer sanat eserlerinin renkli resimlerine de yer verilmesi hoş olmuş. Her yönüyle okuduğum en büyülü kitaplardan biri olan “İnci Küpeli Kız”ı ben çok sevdim! Okumayı düşünen ya da okuyacak güzel bir kitap arayan herkese severek tavsiye ederim. Aynı zamanda bu kitaptan uyarlanan “Girl With a Pearl Earring/İnci Küpeli Kız” filmini de kitaptan sonra izleyin derim.

Dünyanın en sevilen portrelerinden biri olan ve ‘Hollanda’nın Mona Lisa’sı olarak tanımlanan, Felemenkli ressam Jan Vermeer’in ‘İnci Küpeli Kız’ adlı portresi, büyük bir gizem taşımaktadır. Portredeki model kimdi ve neden resmi yapıldı? Bize bakarken aklından neler geçiyor? O iri gözleri ve esrarlı gülümsemesi masum mu yoksa baştan çıkarıcı mı? Ve neden inci bir küpe takıyor?
Tracy Chevalier’nin, sanatsal bakış açısı ve duygusal uyanış üzerine kurduğu ‘ışık’ dolu bu romanda, tarih ve kurmaca kusursuz bir biçimde bir araya geliyor. On altı yaşındaki Griet’in gözünden, 1960’lı yılların Hollandası, Vermeer’in en ünlü resimlerinden birine ilham veren geçn kadının düşlerle dolu portresiyle, baş döndürücü bir biçimde canlanıyor.

https://www.goodreads.com/book/show/2865.Girl_with_a_Pearl_Earring

  • İnci Küpeli Kız
    Özgün Adı: Girl With a Pearl Earring
    Yazar: Tracy Chevalier
    Çevirmen: Gökçen Ezber
    Sayfa Sayısı: 248
    Yayınevi: Bilge Kültür Sanat

tracy_chevalier

Tracy Chevalier, 19 Ekim 1962’de ABD’nin Washington eyâletinde doğmuştur. Yazdığı tarihi romanlarla dünyaca üne kavuşmuş olan Tracy, 1984’den beri oğlu ve eşiyle beraber Londra’da yaşamaktadır.

http://www.tchevalier.com/
https://www.instagram.com/tracychevalierwriter/
https://www.goodreads.com/author/show/1973.Tracy_Chevalier

Öldürmeye Değer Kişiler

oldurmeye.deger.kisiler.Lily Kitner, çocukluğundan gelen bazı nedenlerle insan öldürmenin o kadar da kötü bir şey olmadığını düşünmektedir. Yaşamında karşılaştığı pek çok ‘çürük elma‘da onun bu görüşünü değiştirmemiş hatta bu konuda haklı olduğuna gittikçe daha da çok inandırmaya başlamıştır. Derken bir gün bineceği uçağı beklerken havaalanında tanışıp bir şeyler içtiği Ted ile konuşmaları bu yöne doğru kayar ve  Ted’in içkiliyken kendini aldatan karısını öldürmek istemesine dair bir iki laf gevelemesi Lily’nin ilgisini epey bir çeker. Böylelikle Lily, anlattıklarıyla Ted’in hayatının seyrini yavaş yavaş değiştirmeye başlamıştır. Ve bundan sonra ne kadar plan yapalarsa yapsınlar hem onlar hem de hayatlarının değdiği kişiler sonuçlarını asla tahmin edemeyecekleri şeyler yaşayacaklardır.

“Öldürmeye Değer Kişiler” son dönemde okuduğum psikolojik gerilim türünün en iyi örneklerinden biri.
Adeta bir satranç gibi sıradaki hamlenin ne olacağını düşünmek çok heyecanlıydı. Kişiler arası geçişler halinde ilerleyen bölümler gerilimi biraz daha artırarak daha bir sürükleyici hale getiriyor. Ara ara nefesimi tutarak merakla okudum desem yeridir.
Bu kitabın bir ara kimsenin dilinden düşürmediği Trendeki Kız’dan çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Kurgusunun yanı sıra sonunu ve kapağını da sevdiğimi eklemeliyim.
Herkese keyifli okumalar…

“Birkaç tane çürük elma tanrı’nın belirlediği zamandan önce yok olsa ne fark eder…”

Lily Kintner Heathrow Havalimanı, bekleme salonunun barında Ted Severson’la tanışır. İçilen martinilerin sayısı arttıkça aralarındaki samimiyet de artar. Bu iki yabancı kendileriyle ilgili en mahrem sırları birbirlerine anlatırlar. Ted, karısı Miranda’nın kendisini bir hafta önce aldattığını öğrendiğini söyler. Belki de en başından beri birbirlerine uygun değildirler. Sohbet ilerledikçe Ted yarı şaka karısının ihaneti yüzünden onu öldürmek istediğini açıklar. Bu şok edici itiraf karşısında Lily, ona bu konuda yardım edebileceğini söyleyerek işi içinden çıkılmaz bir hale sokar. Ne de olsa herkes bir gün ölecektir, birkaç çürük elmayı zamanından önce toprağa göndermenin ne sakıncası olabilir ki?
Bir anda bu ikili kendilerini ölümcül bir kedi-fare oyununun içinde bulurlar; her şey bittiğinde yalnızca bir kişi hayatta kalabilecektir.
(Tanıtım Bülteninden)oldurmeye-deger-kisiler

  • Öldürmeye Değer Kişiler
    Orjinal Adı : The Kind Worth Killing
    Yazar: Peter Swanson
    Çevirmen: Esat Ören
    Türü: Roman / Gerilim
    Sayfa Sayısı: 296
    Yayınevi: Altın Kitaplar

Kayıp Şeyler Kitabı

kayip-seyler-kitabiKayıp Şeyler Kitabı, bizleri karanlık masallarla çevrili bir hikâyenin içine çağırıyor. Bu kitapta Kırmızı Başlıklı Kız, Hansel ve Gretel, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler gibi çocukluğumuzdan bildiğimiz pek çok tanıdık masalla karşılaşıyoruz. Tabii bu masallar bizim bildiğimiz gibi değil oldukça karanlık ve gerilimli. Öyle ki her bir masalla karşılaştığımız bölümde kitaba daha da bir gömülüp acaba sırada ne var diye merak etmekten kalkıp kitabın yanına eşlik edecek sıcak bir çey bile alamadım :) Hâl böyle olunca “Kayıp Şeyler Kitabı” benim her şeyiyle çok beğendiğim bir kitap oldu.
Tekinsiz bir atmosferde geçen ve oldukça doyurucu olan bu kitabı bütün masal, gerilim ve fantastik kitap meraklılarına tavsiye ederim.

Kitap, 12 yaşındaki baş karakterimiz David’in annesini kaybetmesiyle başlıyor.
David son hastalık dönemini saymazsak birlikte pek çok şey paylaştığı ve çok sevdiği annesini kaybetmiş, dünyası kararmıştır. Annesinin ölümüyle onunla beraber paylaştığı kitaplara daha çok sığınır olmuş ve babasıyla da az da olsa beraber vakit geçirmeye başlamışlardır.. İşte bu zamanlardan birinde babasıyla beraberken yanlarında Rose isimli bir kadın belirir. David bu durumdan şüpelenir ve şüphe etmekte de haklıdır Rose onların iki kişilik hayatlarına çoktan dahil olmuştur. İşte David tam da bu sıralarda arka arkaya nöbetler geçirmeye başlar ve daha sonraları başına çok işler açacak olan Çarpık Adam ile karşılaşır.
Babasının Rose ile evlenip onun şehir dışındaki büyük evine taşınma kararının üstüne bir de yeni bebek haberi David’i gün geçtikçe daha fazla kendi içine dönmeye zorlamış ve babasını elinden aldığı için Rose ile yeni doğan kardeşine düşmanca bir tavır almasına neden olmuştur. Eskiden Rose’un küçükken kaybolan amcasına ait kitaplarla dolu çatı katındaki odasında uzun vakitler geçiren David, Çarpık Adam’ın kendisine daha da yaklaşmaya başladığını hisseder. Gerçek dünyada neye tutunacağını bilemeyen David, gün geçtikçe her şeyin daha da berbat olduğunu düşünmektedir. Ve bir gün bahçedeki bir boşluktan başaka bir dünyaya adım atar. Fakat bu dünya kendi berbat dünyasından kat kat daha kötüdür ve kötülüğün nereden geleceği de belirsizdir. Kurtlar değişim geçirmiş birer cani iken prensesler hiçte uysal ve ağırbaşlı değildir. Annesini bulacağına inandığı  o karanlık dünya David’i adım adım çocukluktan yetişkinliğe hazırlayan sallantılı bir köprü olacaktır.

“David cesur olmuştu. Annesi’de cesur olmuştu. Ancak cesaret yeterli olmamıştı işte. Burası cesareti ödüllendiren bir dünya değildi. David bu konuda daha çok düşündükçe, böyle bir dünyanın parçası olmayı daha az istiyordu.”

‘Hayal edebildiğiniz her şey gerçektir.’

On iki yaşındaki David, çatı katındaki odasında, kaybettiği annesinin yasını tutuyor.
 Kızgın ve yalnız bir halde olan David sadece raflarındaki kitaplarla dostluk kuruyor.
 Fakat bu kitaplar, karanlıkta David ile fısıltıyla konuşmaya başlıyor ve David,
sevgili annesinin çok sevdiği mitlere ve peri masallarına sığındıkça gerçek dünyanın ve
 hayal dünyasının bir biri içinde erimeye başladığını farkediyor.
Çarpık Adam dudaklarında dalgacı bir tebessümle geldiğinde, gizemli bir bilmece gibi şifreli bir şeyler söylüyor:
“Hoşgeldiniz Majesteleri. Yeni kralımıza selamlar olsun.”

Avrupa’da savaş devam ederken, David ölümcül bir hızla hem kendi hayalinin ürünü olan
 hemde ürkünç bir gerçeklik taşıyan bir diyarın içine çekiliyor.
 Bu diyar, David’in kendi dünyasının mitler, masallar, kurtlar ve kurtlardan daha beter kurtlar ile
dolu korkunç bir yansıması ve kendi sırlarını gizemli bir efsanevi kitapta saklayan silik bir kral tarafından yönetiliyor.

‘Ustalıkla dokunmuş, dokunaklı bir masal’
-TheTimes-

  • Kayıp Şeyler Kitabı
    Özgün Adı: The Book of Lost Things
    Yazar: John Connolly
    Çevirmen: Zeynep Ünalan
    Sayfa Sayısı: 440
    Yayınevi : Hyperion Kitap

John-Connolly_John Connoly 1968 yılında Dublin’de doğdu. Çıkış romanı olan Every Dead Things, onu süratle gerilim yazarları sıralamasının tepesine taşıdı ve takip eden bütün romanları, Sunday Times’ın çok satanlar listesine girdi. Amerikalı olmadığı halde US Shamus ödülünü kazanan ilk yazardır. Romanları hakkında daha fazla bilgi için yazarın, http://www.Johnconnellybooks.com adresindeki web sitesini inceleyebilirsiniz.

Hayalet İzler

HAYALET-izlerİskoç yazar Alanna Knight’ın kaleme aldığı  tarihi suç ve gizem romanı “Hayalet İzler” bu ara gerçekten çok severek ouduğum kitaplardan biriydi.
1897 yılında geçen roman Gizlilik garantili bayan dedektif Rose McQuinn‘in gizemli cinayetleri aydınlatma ve son dönemde hayatını etkileyen geçmişin izleriyle baş etme çabalarını olabildiğince akıcı bir şekilde anlatıyor. Pek keyifli bir kitaptı. Ben çok sevdim!
Tarih, gizem ve polisiye bir araya geldiğinde ortaya çıkan sonuç hele ki bir de layıkıyla yazıldıysa beni çok mutlu ediyor. “Hayalet İzler” de bu anlamda ben epeyce mutlu etti.  Hatta kitabı bitirdikten sonra internette şöyle bir araştırınca yazarın 8 kitaplık bir Dedektif Rose McQuinn serisi olduğunu öğrendim –Hayalet İzler/Ghost Walk serinin 4. kitabıymış– Üstelik Alanna Knigt, kadın dedektifimizin başmüfettiş olan babası Jeremy Faro için de 17 kitaplık bir seri yazmış ve bu seriler henüz son bulmuş değil.  Bizde ise yazarın Türkçeye çevrilen sadece 3 tane kitabı bulunuyor :( umarım diğer kitapları da bir an evvel dilimize çevrilir. Söylemeden geçmeyeceğim ve dikkatimi çeken diğer şeyler ise Rose McQuinn’in tazısı Thane ile olan bağı ve insan ilişkilerinin nasıl da gerçekçi yansıtıldığı olur.

Gizlilik garantili bayan dedektif Rose McQuinn üç yıl önce çok sevdiği kocasını Arizona’da beklenmedik bir şekilde kaybettikten sonra  İskoçya’ya dönüp kendine yeni bir hayat düzeni kurmuştur. Tabi bu üç yıl içerisinde her ne kadar kocasının öldüğüne inanamasa da şartlar onu yeni bir hayata itmiştir. Rose burada tanıştığı dedektif Jack Macmerry ile evlilik için gün saymaktadır. Bu karar onun için oldukça zordur. Aklında düşüncelerin dönüp dolaştığı bir gün eski kocasının yetiştiği manastır’ı ziyaret etme kararı alır. Bir nebze olsun ruhuna teselli olur umuduyla yaptığı bu ziyaret oradaki yaşlı bir rahibenin söyledikleriyle aklının allak bullak  olmasına neden olur. Rose bir yandan içinde fırtınalar kopup, aklını karıştıran bu meseleyi çözmeye çalışırken diğer yandan karşısına çıkan cinayetlerin nedenini ortaya çıkarmaya çabalar.

  • Hayalet İzler
    Özgün Adı: Ghost Walk
    Yazar: Alanna Knigt
    Çevirmen: Öznur Basat
    Sayfa Sayısı: 300
    Yayınevi: Bilge Kültür Sanat Yayınları

“İskoçyanın en meşhur dedektiflerinden Başmüfettiş Jeremy Faronun kızı Rose McQuinn çocukluk aşkı Danny McQuinnin peşinden Amerikaya gidip onunla evlenir. Birlikte geçirdikleri on yılın ardından Dedektif Danny McQuinn bir daha dönmemek üzere ortadan kaybolur. Rose, kocasının öldüğünden emin olmasa da güvenliği için İskoçyaya dönüp kendine yeni bir hayat kurmaya karar verir.
Haziran 1897. Edinburgh, İskoçya. Kraliçenin tahta çıkışının altmışıncı yıldönümünün heyecanı tüm ülkeyi sarmıştır. Polis, kraliçeye yönelik olası bir suikast girişimine karşı geniş güvenlik önlemleri almaktadır. Bugün aynı zamanda Gizlilik Garantili Bayan Dedektif Rose McQuinnin düğün günü olacaktır. Roseun yaşadığı trajik olayların üzerinden üç sene geçmiştir ve Rose şimdi kendisi gibi bir dedektif olan Jack Macmerry ile evlenmek üzeredir. Ne var ki eski kocasıyla ilgili korkunç bir şüphe bu yeni hayatının üzerine kara bir bulut gibi çökecektir: Öldü zannedip ardında bıraktığı büyük aşkı yoksa yaşıyor mudur? Peş peşe gelen iki ölüm onu büsbütün bu şüphenin esiri yapacaktır…”

Alanna Knigt’ın diğer kitapları: “Tehlikeli İlişkiler” “Stuart Safiri”

Investitures+Buckingham+Palace+RMWdSUHjShIl Alanna Knight aka Margaret Hope, İngiltere kütüphanelerinin en popüler yazarlarından biridir.
Çok sayıda yayınlanmış eserlerinin içinde romantik gerilim ve tarihsel suç romanları yer alır. Müfettiş Jeremy Faro, -Jeremy Faro’nun kızı- Rose McQuinn ve Tam Eildor kitapları en ünlü üç tarihi suç serilerindendir. Denilene göre Edinburgh’da evinde oturduğu bir gün penceresinden bakarken gördüğü bir adam en ünlü karakteri Jeremy Faro’yu yaratmasında ilham kaynağı olmuş. 18 Mart 2014 tarihinde Buckingham Sarayı’nda Cambridge Dükü tarafından literatüre yaptığı katkıları için onurlandırılan yazar halen Edinburgh’da yaşamaktadır.
http://www.alannaknight.com/

Bahçemdeki Yabancı

bahcemdeki-yabanci-kitabi-deborah-install- Bir ilk roman olan “Bahçemdeki Yabancı” güzel bir dostluk hikâyesi anlatıyor bizlere. Bir gün bahçesine gelen bir robotla sıcacık bir arkadaşlık bağı geliştiren amaçsız bir adamın ve hayatına giriveren küçük bir robotun hikâyesi bu.
Ben ile robotun etkileyici yol arkadaşlığı ve yazarın kitabın içine yerleştirdiği minik ayrıntılar çok hoştu. Son sayfalara yaklaştıkça hızla ve severek okudum!

Evlilikleri pek de parlak olmayan Ben ve Amy’nin bahçelerine birdenbire nereden ve nasıl geldiğini bilmedikleri bir robot bitiverir. Umursamaz bir adam olan Ben ve hayatta en son isteyeceği şey garip görünüşlü bir robot olan Amy, ilk başlarda tam bir hurda görünümünde olan küçük robotu kendi haline bıraksalar da bahçeden ayrılmayan robot nihayet önce garaja sonra da evin içine kadar girer. Yavaş yavaş hayatlarına dahil olan bu robota şiddetle karşı çıkan Amy’e karşın Ben onunla her gün biraz daha fazla ilgilenip vakit geçirmeye başlar. Bu esnada bir süredir evlilikleri sallantıda olan çiftin ilişkilerinde oldukça büyük çıkmazlar yaşamalarıyla yolları ayrılır. Küçük bir robotla beraber evde başbaşa kalan Ben bir karar verir. Uzun zamandır evinin bahçe kapısını bile onarmayan umursamaz Ben, aksamları pek de iyi durumda olmayan Tang adlı bu küçük robotu tamir ettirmek için onunla beraber yollara düşecektir. Hayatında kendini yetersiz biri olarak hisseden Ben, iniş çıkışlarla dolu yolculuk boyunca Tang ile bir baba-çocuk ilişkisi kurmayı başaracak ve hayatında yepyeni bir sayfa açacaktır.

“Her yabancı size uzak bir can değildir. Bazen o, can dostunuz bile olabilir.”

Ben Chambers hayattan kopuk, amaçsız yaşayan biridir. Ne yaşadığı modern çağın ihtiyaçları onu ilgilendirir ne de gitgide kötüye giden evliliği… Geçmişin gölgesinde yaşayan ve büyümek istemeyen bir çocuk gibidir. Ve belki de bu yüzden karısının çocuk sahibi olma isteğine hep karşı çıkmıştır. Ancak bir sabah, bahçesinde bulduğu eski tip bir robot tüm hayatını değiştirir.
Eski parçalar ve deforme olmuş aksamlar…
Hepsi  de tıpkı bir çocuk gibi bakım gerektirir ve Ben için o an, hayatını değiştirecek olan karar anıdır…
Sıcak ve  duygu yüklü bir dostluğun unutulmaz hikâyesi…

“İnanılmaz eğlenceli bir kitap. Deborah Install unutulmaz bir öykü yaratmış.” —Alexander McCall-Smith

  • Bahçemdeki Yabancı
    Özgün Adı: A Robot In The Garden
    Yazar: Deborah Install
    Çeviri: Esat Ören
    Sayfa Sayısı: 295
    Yayınevi: Altın Kitaplar

deborah-install

 

Deborah Install, web sitesi metin yazarı olarak çalışmaktadır. İlk romanı Bahçemdeki Yabancı için kendi küçük oğlundan esinlenmiş, bunu teknolojik araştırmalarla desteklemiştir. Yazar şimdilerde ailesiyle birlikte Birmingham’da yaşıyor, çok güzel kekler yapıyor, bundan güzel kitaplar üzerinde çalışıyor.

Zamanın Kızı

zamanin-kiziBu ara okuduğum gerçekten iyi kitaplardan biri bir zamanlar polisiye yazarları birliği tarafından “Tüm Zamanların En İyi Polisiye Romanı” seçilen “Zamanın Kızı“ydı.
Kitaba başlarken okuma süremin uzamasından çekiniyordum ama konunun akıcılığı sayesinde hiç de öyle olmadı.  Kısa bir sürede okuyup bitirdiğim ve gerçekten sevdiğim tarzda bir kitapla karşılaştığım için epey sevindim. Hem polisiye hem de İngiltere tarihi güzel bir şekilde birbiriyle kaynaşınca benim için harika bir okuma deneyimi oldu. İngiltere tarihi malum entrikalar şunlar bunlar derken okuması en keyifli konulardan biri benim için. Kitabı okumaya devam ederken ara ara google’da birazcık araştırmaya fırsat bulabildim ve Kral 3.Richard’ın iskeleti İngiltere’de bir otoparkta bulunduğu gibi ilginç bir şey de öğrenmiş oldum. Bu anlamda bana iyi vakit geçirten bir kitap oldu. Üstelik sadece kitap değil kitabın kapak tasarımı da baya hoşuma gitti :) çok sevdim!

Kitap boyunca hastane odasından ve hatta yatağından çıkamayan baş karakterimiz Alan Grant ile beraber tarihin tozlu satırlarında geçmişte işlenen bir cinayetin izlerini sürüyoruz.
Scotland Yard Müfettişi Alan Grant, talihsiz bir kaza sonucu bir kaç kırıkla hastane yatağına mahkum olmuştur. Günler onun için -genelde tavanı izleyerek- oldukça  sıkıcı geçerken aktris arkadaşı Marta’nın derdine çare olacak entresan bir öneriyle gelmesi her şeyin başlangıcı olur.
Marta’nın hastaneye geldiği bir gün yanında getirdiği fotoğraflar içinden İngiltere Kralı 3.Richard’ı seçen Grant, nihayet oyalanacağı bir şey bulmuştur. Herkesin -hatta Shakespeare’in ünlü trajedisinde bile- acımasız bir katil olarak andığı kral’ın Grant’ın portrede kendi gözüyle gördüğü adam olduğuna bir türlü ikna olamaz. Böylece İngiltere Kralı 3.Richard’ı canavar bir katil olarak damgalayan ve tarihte Kuledeki Prensler olarak adlandırılan olayın iç yüzünü adım adım araştırmaya başlar.

princes-in-the-tower

kuledeki prensler

  • Zamanın Kızı
    Özgün Adı: The Daughter of Time
    Yazar: Josephine Tey
    Çevirmen: Volkan Gürses
    Sayfa Sayısı: 202
    Yayınevi: April Yayıncılık

Polisiye Yazarları Birliği tarafından tüm zamanların en iyi polisiye kitabı seçilen Zamanın Kızı ilk kez Türkçede!
Zamanın Kızı, tarihin yaşanan gerçeklere göre değil, iktidarın gerçeklerine göre yazıldığını bizlere sıkı sürprizlerle, dinmeyen bir tempo ve zeka dolu bir kurguyla anlatıyor.
Bu sefer vaka ve katil yakınlarda değil, çok uzakta. Hem de birkaç yüzyıl kadar. İpucu az, kanıt az, tanıkların hepsi ölü. Polisiye kurgunun işi bu kez çok zor olsa da, Josephine Tey üstesinden gelmeyi başarıyor.
Alan Grant, III. Richard’ın bir portresiyle karşılaştı. Böyle narin, böyle asil bir yüz, nasıl dünyanın en acımasız insanlarından biri olabilir diye düşündü. Ayağı kırık, uğraşacak bir vaka arıyor; bu neden III. Richard olmasın?

2015‘teki anma törenlerine Kraliyet Ailesi’nden bir kişinin dahi katılmadığı III. Richard hakkında ne biliyorsunuz?
İlk seri katil olduğunu mu?
Ağabeyini, kuzenini, yaşlı kralı öldürdüğünü, küçük yeğenlerinin işini bitirdiğini mi?
Ya size onun masum olduğunu söylesek?

“Tarihçiler, yazmalarına izin verilmeden önce psikoloji dersi almaya zorunlu tutulmalı.”

josephine-tey

 

Josephine Tey ya da -gerçek adıyla- Elizabeth Mackintosh (25 Temmuz 1896 – 13 Şubat 1952) İskoç gizem romanları yazarı. Müfettiş Alan Grant’ın baş rolde olduğu beş kitaplık Alan Grant dizisinin en ünlü kitabı Zamanın Kızı’dır.