Sevginin Bağladıkları

Agatha Christie, benim en sevdiğim yazarlardan biri. Öyle böyle değil gerçekten çok seviyorum ve kitaplarını fırsat bulup -onyüzbinmilyonkere- tekrar tekrar okumayı çok istiyorum. Agatha Christie, o keyifle okunası eşsiz polisiyelerinin yanı sıra bir de Mary Westmacott takma adıyla altı tane duygusal roman yazmış. Uzun yıllar sadece polisiyelerinden tanıdığım bu özel yazarın bir de duygusal romanlar yazdığını öğrenince -hiç şaşırmamış üstüne bir de mutluluktan havalara uçmuştum. Heyecanlı suç romanlarını severek okuduğum bir yazarın, insan ilişkileri üzerine böylesine güzel yazdığı kitaplarını okumak da son derece keyifli. İşte Agatha Christie’nin duygular üzerine yoğunlaştığı bu 6 kitaptan 5.si de “Sevginin Bağladıkları” adıyla kısa bir zaman önce dilimize çevrildi -geriye kaldı son bir kitap-.

“Sevginin Bağladıkları” iki kız kardeş arasındaki sevgiden yola çıkarak sevginin omuzlara bindirdiği ağırlığa ustaca değiniyor. Laura küçük erkek kardeşi Charles öldükten sonra evin tek çocuğu olmaya kendini fazlaca kaptırmıştır. Bir süre sonra Laura’nın hiç beklemediği bir şey olur ve bir kardeşi daha olur. Shirley adını verdikleri bu güzel bebek ilk başta Laura’nın bütün kalp acısını üzerinde toplasa da bir süre sonra işler değişecek ve sevgi devreye girecektir.

Kitapta Laura’yı çocukluktan yetişkinliğe doğru geniş bir çerçevede tanıma fırsatı buluyoruz. Christie, karakterleri, sevgi anlayışlarını, tercihlerini, yaşadıklarını ve sonuçlarını o kadar güzel yazmış ki. Benim en çok hoşuma giden şeylerden biri Laura’nın -favori karakterlerimden biri olan- Bay Baldock ile olan diyalogları oldu. Ve nihayetinde Sevginin Bağladıkları’nı son derece keyifle okuduğum bir Agatha Christie kitabını daha bitirmenin mutluluğuyla kitaplığıma yerleştirdim ;)Kitabın kapağı ne kadar da hoş değil mi!

“Bazı zamanlar sorumluluklarınızı yerine getiremezsiniz. İşte o zaman bu yükü sizin adınıza başkası taşır…”
Agatha Christie

Bir kardeşi olacağı haberi Laura Franklin’i çılgına çevirir. Ailenin üzerine titrediği kardeşi Shirley doğduğunda ondan nefret eder.
Fakat bir gece yaşanan bir olay, Laura’nın duygularının değişme- sine neden olur. O günden sonra küçük kardeşini korumaya yemin eder.
Shirley özgürlük ve aşk özlemi çekerken, Laura sevginin tek taraflı olamayacağını öğrenir. Kız kardeşine duyduğu sevginin ağır yükü her ikisinin de hayatlarını dramatik biçimde etkiler
Sevginin tutku haline dönüşünü dile getiren bir roman…

“Hikâye anlatma sanatının en güzel örneklerinden biri.” Times Literary Supplement

  • Sevginin Bağladıkları
    Özgün Adı: The Burden
    Yazan: Agatha Christie (Mary Westmacott)
    Çevirmen: Çiğdem Öztekin
    Sayfa Sayısı: 272
    Yayınevi: Altın Kitaplar

Babası Frederick Alvah Millet, Agatha henüz küçük yaştayken öldü. Annesi tarafından evde eğitilen küçük kız, yalnız bir çocukluk geçirdi. Küçük yaşta öyküler yazmaya başladı. 16 yaşında, şan öğrenimi görmek üzere Paris’e yollandıysa da kısa sürede bundan vazgeçti. Ciddi anlamda ilk edebi denemeleri, duygusal konuları ele alan öyküler oldu. 1914’te Albay Archibald Christie adlı bir albay pilot ile evlendi ve yeniden Fransa’ya gitti. Oradayken vakit geçirmek üzere okuduğu dedektif öykülerinin daha iyilerini yazabileceğini düşünerek ilk polis romanı olan The Mysterous Affair at Styles’ı (Styles’daki Esrarengiz Olay) yazdı. Kitap çeşitli yayınevinlerince geri çevrildikten sonra 1920’de Bodley Head Yayınevi tarafından kabul edildi. Styles, Agatha Christie’nin ilk Hercule Poirot’u romanıdır.

Hercule Poirot, zekası, espri yeteneği, keskin gözlemciliği ve Avrupalı inceliği ile seçkinleşen Belçikalı bir dedektiftir. Cinayetleri “küçük gri hücreler” dediği beynini kullanarak çözmesi ve bu arada da İngiliz yüksek sınıfının özel yaşamının saklı yönlerini ortaya dökmesi ile tanınır. Agatha Christie’nin arka arkaya yazmaya başladığı polis romanları Poirot tipine uluslararası ün kazandırdı. Yazar ayrıca Miss Marple adının verdiği bir tip daha yarattı. Sevimli bir yaşlı kız olan amatör dedektifMiss Marple da çok tutuldu. 1928’de ilk kocasından boşanıp Max Mallowan’le evlendikten sonra birçok ülke gezip görme fırsatı bulan Christie’nin romanları 1930’larda çoğunlukla uluslararası mekânlarda geçmeye başladı.

Hayranlarınca her kitabı beğenilmekle birlikte, Agatha Christie’nin edebi kaygılarla yazdığı bazı romanlar eleştirmenlerin de dikkatini çekti. On Küçük Zenci ise polis romanının klasikleri arasındadır. Agatha Christie, İngiliz töre romanı geleneğinde yazdığı polis romanları ile dünya edebiyatında kendine özgü bir yerin sahibi olmuştur.

Christie 1971 yılında, İngiltere’nin en yüksek onur ünvanı olan Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı ünvanını almıştır.Yazar, 12 Ocak 1976 yılında yaşama veda etmiştir.

Reklamlar

Fincan Üçlüsü

 

“Fincan Üçlüsü” ikinci el eşya satışında buldukları eski çay fincanları ile başlayan bir dostluğun gerçek bir arkadaşlığa dönüşmesini konu edinen güzel bir kitap.

Kitapta genel olarak farklı hayatlar yaşayan ve hayatlarında bambaşka sorunlara sahip üç kadının vintage bir çay takımı sayesinde yollarının nasıl da birleştiğini okuyoruz.  Jenny, Maggie ve Alison…Üçünün de Morris Minor’ın bagajında rastladıkları eski çay takımına farklı nedenlerle de olsa çok ihtiyaçları vardır. Sonunda çay fincanlarını aralarında sırayla paylaşmaya karar verirler ve bu karar aralarında bir dostluk bağı kurar.
Kitabın üç ana karakteri de çok güzel düşünülüp kurgulanmış. Sırayla Jenny’nin, Maggie’nin ve Alison’ın yaşamlarını kariyerlerini, ilişkilerini ve arkadaşlıklarını kapsayarak ilerleyen konuya kendinizi kaptırıveriyorsunuz.
Hikayeyi keyifli hale getiren bazı unsurlar var ki tam yerinde ve ustaca kullanılmış. Kitabın daha ilk sayfasından itibaren çok seveceğimi biliyordum.  Ve tam da tahmin ettiğim gibi büyük bir keyifle okudum :)
Untmadan ekleyeyim, Fincan Üçlüsü‘nün “Tuesdays at the Teacup Club” adlı devam kitabı da varmış ama henüz dilimize çevrilmemiş.

“Birbirinden çok farklı üç kadın, Sussex’deki bir ikinci el eşya pazarında karşılaşır ve aynı vintage çay takımını çok beğenirler. Üçünün de aynı çay takını kullanabilmesi için arlarında yaptıkları anlaşmayla her birinin hayatını değiştiren bir dostluğa adım atarlar..

Jenny, Dan ile evleneceği günü iple çekmektedir; ancak yıllar süren sessizliğin ardından ortaya çıkan bir kadın, evleneceği günle ilgili bütün hayallerini mahvetmek üzeredir.
Maggie, hüsranla biten evliliğini geride bırakmış, kariyerinin en gösterişli olayına hazırlanmaktadır ama geçmişle tekrar yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Alison ise sanki her şeye sahiptir: İlk gençlik aşkıyla evlidir ve iki tane çok sevdiği kızı vardır. Ancak bazı sıkıntılar, evliliğini bitme noktasına getirecektir.

Dostluk, arkadaşlı ve aile çevresi içinde, ilişkiler, kariyer, inişler ve çıkışların yoğrulduğu Fincan Üçlüsü, her şeyiyle yürek ısıtan bir hikaye..”

 

Romantik kurgu türündeki eserlerin yazarı Vanessa Greene, kuzey Londra’da üç kardeşin en büyüğü olarak dünyaya geldi. Brighton Üniversitesinde İngiliz Dili bölümünden mezun olan Greene, yirmili yaşları boyunca bir editör olarak çalıştı. Çocukluğundan beri ne zaman yalnız kalsa yazı yazdığını söyleyen yazar, 31 yaşında ilk romanı The Vintage Teacup Club (Fincan Üçlüsü)’nü kaleme aldı.
http://vanessagreene.co.uk/

İnci Küpeli Kız

Hollandalı ressam Johannes Vermeer’in İnci Küpeli Kız’ı ne kadar bakarsam bakayım bıkmadan uzun uzun incelemeyi en çok sevdiğim sanat eserlerinden biri. Doğal olarak ilgimi çeken bu güzel resim hakkında yazılmış bir kitabı da okumazsam ölürdüm :)

Nihayetinde kitaplığımda gördükçe mutlu olduğum bu güzel kitap beni bambaşka bir dünyaya götürdü. Kitapta tam da beklediğim gibi resmedilen kadının kimliğine dair büyük bir gizem barındıran ünlü yapıt harika bir kurguyla işlenmiş. Bunun yanı sıra her karakterin tek tek özenle ele alınışı ve okuru daha ilk sayfalardan yakalayan anlatımı kitabı güçlü kılan özelliklerden biri diye düşünüyorum. Griet’in ailesinden mecburi bir şekilde ayrılarak hizmetçi olarak gittiği ressamın evinde yaşadığı süreç çok etkileyiciydi. Kitapta sadece tablonun yapılışını değil öncesi ve sonrasını da okura sunan Tracy Chevalier sevdiğim yazarlar arasında yerini garantiledi ;) Ayrıca son sayfalarda ressam Vermeer’in diğer sanat eserlerinin renkli resimlerine de yer verilmesi hoş olmuş. Her yönüyle okuduğum en büyülü kitaplardan biri olan “İnci Küpeli Kız”ı ben çok sevdim! Okumayı düşünen ya da okuyacak güzel bir kitap arayan herkese severek tavsiye ederim. Aynı zamanda bu kitaptan uyarlanan “Girl With a Pearl Earring/İnci Küpeli Kız” filmini de kitaptan sonra izleyin derim.

Dünyanın en sevilen portrelerinden biri olan ve ‘Hollanda’nın Mona Lisa’sı olarak tanımlanan, Felemenkli ressam Jan Vermeer’in ‘İnci Küpeli Kız’ adlı portresi, büyük bir gizem taşımaktadır. Portredeki model kimdi ve neden resmi yapıldı? Bize bakarken aklından neler geçiyor? O iri gözleri ve esrarlı gülümsemesi masum mu yoksa baştan çıkarıcı mı? Ve neden inci bir küpe takıyor?
Tracy Chevalier’nin, sanatsal bakış açısı ve duygusal uyanış üzerine kurduğu ‘ışık’ dolu bu romanda, tarih ve kurmaca kusursuz bir biçimde bir araya geliyor. On altı yaşındaki Griet’in gözünden, 1960’lı yılların Hollandası, Vermeer’in en ünlü resimlerinden birine ilham veren geçn kadının düşlerle dolu portresiyle, baş döndürücü bir biçimde canlanıyor.

https://www.goodreads.com/book/show/2865.Girl_with_a_Pearl_Earring

  • İnci Küpeli Kız
    Özgün Adı: Girl With a Pearl Earring
    Yazar: Tracy Chevalier
    Çevirmen: Gökçen Ezber
    Sayfa Sayısı: 248
    Yayınevi: Bilge Kültür Sanat

tracy_chevalier

Tracy Chevalier, 19 Ekim 1962’de ABD’nin Washington eyâletinde doğmuştur. Yazdığı tarihi romanlarla dünyaca üne kavuşmuş olan Tracy, 1984’den beri oğlu ve eşiyle beraber Londra’da yaşamaktadır.

http://www.tchevalier.com/
https://www.instagram.com/tracychevalierwriter/
https://www.goodreads.com/author/show/1973.Tracy_Chevalier

Öldürmeye Değer Kişiler

oldurmeye.deger.kisiler.Lily Kitner, çocukluğundan gelen bazı nedenlerle insan öldürmenin o kadar da kötü bir şey olmadığını düşünmektedir. Yaşamında karşılaştığı pek çok ‘çürük elma‘da onun bu görüşünü değiştirmemiş hatta bu konuda haklı olduğuna gittikçe daha da çok inandırmaya başlamıştır. Derken bir gün bineceği uçağı beklerken havaalanında tanışıp bir şeyler içtiği Ted ile konuşmaları bu yöne doğru kayar ve  Ted’in içkiliyken kendini aldatan karısını öldürmek istemesine dair bir iki laf gevelemesi Lily’nin ilgisini epey bir çeker. Böylelikle Lily, anlattıklarıyla Ted’in hayatının seyrini yavaş yavaş değiştirmeye başlamıştır. Ve bundan sonra ne kadar plan yapalarsa yapsınlar hem onlar hem de hayatlarının değdiği kişiler sonuçlarını asla tahmin edemeyecekleri şeyler yaşayacaklardır.

“Öldürmeye Değer Kişiler” son dönemde okuduğum psikolojik gerilim türünün en iyi örneklerinden biri.
Adeta bir satranç gibi sıradaki hamlenin ne olacağını düşünmek çok heyecanlıydı. Kişiler arası geçişler halinde ilerleyen bölümler gerilimi biraz daha artırarak daha bir sürükleyici hale getiriyor. Ara ara nefesimi tutarak merakla okudum desem yeridir.
Bu kitabın bir ara kimsenin dilinden düşürmediği Trendeki Kız’dan çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Kurgusunun yanı sıra sonunu ve kapağını da sevdiğimi eklemeliyim.
Herkese keyifli okumalar…

“Birkaç tane çürük elma tanrı’nın belirlediği zamandan önce yok olsa ne fark eder…”

Lily Kintner Heathrow Havalimanı, bekleme salonunun barında Ted Severson’la tanışır. İçilen martinilerin sayısı arttıkça aralarındaki samimiyet de artar. Bu iki yabancı kendileriyle ilgili en mahrem sırları birbirlerine anlatırlar. Ted, karısı Miranda’nın kendisini bir hafta önce aldattığını öğrendiğini söyler. Belki de en başından beri birbirlerine uygun değildirler. Sohbet ilerledikçe Ted yarı şaka karısının ihaneti yüzünden onu öldürmek istediğini açıklar. Bu şok edici itiraf karşısında Lily, ona bu konuda yardım edebileceğini söyleyerek işi içinden çıkılmaz bir hale sokar. Ne de olsa herkes bir gün ölecektir, birkaç çürük elmayı zamanından önce toprağa göndermenin ne sakıncası olabilir ki?
Bir anda bu ikili kendilerini ölümcül bir kedi-fare oyununun içinde bulurlar; her şey bittiğinde yalnızca bir kişi hayatta kalabilecektir.
(Tanıtım Bülteninden)oldurmeye-deger-kisiler

  • Öldürmeye Değer Kişiler
    Orjinal Adı : The Kind Worth Killing
    Yazar: Peter Swanson
    Çevirmen: Esat Ören
    Türü: Roman / Gerilim
    Sayfa Sayısı: 296
    Yayınevi: Altın Kitaplar